bright star etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bright star etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.5.10

Bright Star / Parlak Yıldız: Dolaylı da Olsa Çok Başarılı Bir John Keats Portresi

,

Son zamanlarda izlediğim birkaç filmle ilgili küçük notlar hazırlamak niyetindeyken bu filmlerden biri olan
Bright Star'ın, yani Parlak Yıldız'ın geçtiğimiz cuma Türkiye'de gösterime girdiğini öğrendim biraz önce. Bu da planladığım yazıyı tamamen değiştirmiş oldu ama Bright Star o kadar güzel bir film ki, onun uğruna şu an diğer filmleri (aralarında Control olsa bile) feda ettiğim gerçeği canımı gerçekten hiç sıkmıyor, aksine filmi sinemada izlemediğime yanıyorum sadece.
Sanırım filmle ilgili ilk söylenmesi gereken son birkaç senedir -romantize edilmiş öykülerin daha çok ilgi çekeceğinin düşünülmesinden dolayı olsa gerek- özellikle popüler Amerikan sineması ve edebiyatında karşımıza çıkan, sadece merkezde olan figürün uğraşından değil de sevdiceğiyle olan ilişkisi üzerinden uğraşı üzerine odaklanmış ürünlerden biri olduğu. Ancak, bu film izleyicisini, aralarında 2007 yapımı
Becoming Jane'in ve geçtiğimiz sene sonunda film uyarlamasının da gösterime girdiği 2003 tarihli Audrey Niffenegger romanı The Time Traveler's Wife'ın da olduğu bu edebiyat ve sinema eserlerinden çok daha farklı bir yere taşıyor. Öncelikle, Sylvia ile ilgili yazımda da üzerinde durmaya çalıştığım biyografik ürünlerin malzeme edindiği figürden bağımsız varolması gerekip gerekmediği sorusunun cevabını olumlu varsayarak yola çıkıyor. Yani Bright Star John Keats'in edebi mirası üzerinden bir ilişki portresi tutturma ve izleyicinin sempatisini yakalama çabasında hiç değil, bunu da size her sahnesinde hissettiriyor. Hatta çoğu zaman -filmin John Keats metinleriyle bir olduğu sahnelerde bile- size John Keats'in hayatının 3 yılına dair bir film izlediğinizi bile unutturuyor. Ancak bunun "neden", "nasıl" ve "acaba böyle mi olmalıdır" kısmına bakmadan sanırım filmle ilgili biraz bilgi vermek, henüz izlememiş olanlar için söylediklerimi takip etmek açısından gerekli olacak.


Film Romantik akımın önde gelen 19. yüzyıl şairlerinden John Keats'in Fanny Brawne'le ne yazık ki Keats'in sadece 25 yaşındaki ölümüyle son bulan ilişkisini anlatıyor. Keats, her ne kadar günümüz İngiliz edebiyatı eleştirmenleri tarafından yere göğe sığdırılamasa ve hakkında Tennyson ve Owen'ın şiirini çok etkilediği üzerine methiyeler düzülse de, yazdığı dönem içinde iyi eleştiriler alamamış, hayatını çoğunlukla arkadaşlarının yardımıyla idame ettirmiş bir şair. Dolayısıyla hiçbir zaman maddi geliri dönem toplumunda bir kadınla resmi bir ilişki yürütmesine, yani evlenmesine yeterli olmamış. Tahmin edebileceğiniz üzere de adını Keats'in Brawne'a yazdığı bir şiirden alan Bright Star, bu çiftin birlikte olamama hikayesi aslında. Bu özet sizde çok iç karartıcı bir film, bir tür melodram izleyeceğiniz beklentisini doğurmasın, nitekim birazdan sayacağım, filmi sadece bir biyografik-dönem filmi olmaktan öteye taşıyan bir çok özellik ve çiftin biraraya gelme öyküsünün fazlaca romantize edilmeden, benzer geçmişlerinin ve hayat beklentilerinin biraya getirdiği
iki birey portresi çizerek çok doğal bir şekilde anlatılması, filmi ele aldığı hikayenin trajik içeriğine rağmen çok karamsar bir film olmaktan kurtarıyor. Nihayetinde bu film mutsuz sonu bir yana, son zamanlarda izlediğim en iyi romantik olmak için çırpınmadan masum bir romantizm tutturabilen aşk filmi kısacası.


Filmi tarif etmeye çalıştığım bu başarıya ulaştıran özelliklere gelince..Öncelikle, filmin üzerinde çok çalışıldığı ve sahneler arasındaki geçişlerde tonun bozulmaması için çok temkinli davranıldığı her sahnesinden belli olan çok çok iyi bir senaryosu var. Asla hiçbir sahnesi sizi sıkmıyor, her sahnenin filmin bütünlüğü için gerekli olduğunu mutlaka hissettiriyor. Bu açıdan filmin ilerleyiş hızı da hikayesine çok uygun.
I'm Not There ve Perfume : The Story of a Murderer'daki oyunculuklarıyla internette ismini, filmograsini arayıp her seferinde adını yine unuttuğum Ben Wisham bu film sonrası pek unutulabilir gibi değil. Yine filmin tonu gibi çok yalın ama çok başarılı bir performansı var. Fakat, bu filmin starı, adının da ima ettiği gibi Fanny Brawne rolüyle 82 doğumlu Abbie Cornish. Vanity Fair'in "önümüzdeki on yılın gelecek vadeden yıldızları" sayısında Kristen Stewart ve Carey Mulligan ile kapağı paylaşan Cornish'in filmdeki performansı size kendisinden daha önce haberdar olmadığınız için kendinizi kötü hissettirecek kadar iyi. Komik biliyorum ama benim "güzel ağlayan" oyunculara dair bir zaafım vardır, Meryl Streep'i, Leonardo DiCaprio'yu ve Natalie Portman'ı biraz da bu yüzden çok severim itiraf edeyim, Abbie Cornish o "listede" Meryl Streep'le yarışacak kadar iyi. Rolünün içinde en az Meryl Streep kadar kaybolduğunu hissetmemeniz mümkün değil, gözlerinden, her ifadesinden, jestinden duygu fışkırıyor. Dolayısıyla Keats'in şiirlerine ilham kaynağı olan Fanny Brawne imgesini ekranda çok iyi yaşatıyor, ondan başkasını o rolde düşünemiyorsunuz. Son olarak, film yazımın başında da söylediğim gibi Keats'in mirasına hiç ihtiyaç durmadan da tüm bu saydıklarım, yani senaryosu, tonu ve çok başarılı performansları sayesinde, ayakta dimdik duruyor. Bunun üzerine, ihtiyacı olmamasına rağmen, çok başarılı yansıttığı durumların sizi en çok etkileyecek, içinizi parça parça edecek olanlarını da Keats'in şiirleriyle süslüyor. Daha ne ister ki insan bir filmden? Bana Keats'le ilgili şiir ve metin analizi derslerinde "Bunu da bilmek lazım." diyerek ödev niyetine okuduğum Ode on a Grecian Urn'den daha fazlasını okumam gerektiğini bile hissettirdi. Romantik şiiri az çok bilenler bunun çok büyük bir iltifat olduğuna dair benimle hem fikir olacaktır diye tahmin ediyorum :)
 

BOLAHENK SOKAK Copyright © 2011 | Template design by O Pregador | Powered by Blogger Templates