konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.4.12

My Brightest Diamond İstanbul'dan Geçti!

,

Çok güzel konser, film, kitap insanı sarıp sarmalıyor, günlerce pençesinden bırakmıyor. Tıpkı Cuma günkü beklediğimden de güzel geçip mest eden My Brightest Diamond konseri gibi. Beklediğimden de güzel diyorum çünkü Shara Worden Bring Me the Workhorse'dan sonraki kayıtlarıyla beni o kayıttaki kadar vuramadı hiç. Yine de Bring me the Workhorse yayınlandığı zaman diliminde o kadar çok etkilemişti ki beni, konser haberine kayıtsız kalamadım ve benim gibi Worden severler -hatta kısmen niyetsizler :) - ladylestrange ve littlemermaid ile konserden bir yarım saat önce Salon cenahlarında bulduk kendimizi. 
İyi ki de bulmuşuz, iyi ki ben son iki kayıtın üzerimde bıraktığı tatminsizliğe aldanmamışım, iyi ki littlemermaid biletini birilerine verme girişiminde başarısız olmuş. Hiçbirimizin Worden'ın vokalinden kuşkusu sanırım yoktu ama bu kadar iyi performans, bu kadar iyi bir playlist kesinlikle beklemiyordum ben kendi adıma. (Meraklılarına not, Worden hala her hafta vokal dersi alıyormuş!) 
Konser tam vaktinde, biz Worden'ı yakından takip etmeyenleri şaşırtacak bir şekilde küçük bir şiir dinletisiyle başladı. Letters to Distant Cities isimli projenin parçası olan bu dinletinin sanırım benim için en güzel tarafı eşlikçisi olan fotoğraflarıydı, nitekim ilk birkaç şiirden sonra metinsel bir haz alamayacağımı da anlayınca tüm dikkatimi fotoğraflara verdim. Neyse ki dinleti çok uzun sürmedi ve Worden bir 10 dakika sonra son uzun kaydı All Things will Unwind'ın açılış şarkısı We Added It Up ile açtı setini. Ki ne açmak, zaman nasıl geçti anlamadık sonrasında da zaten. Seyircilerden mi bir tür kanalizasyon/havalandırma sorunundan mı kaynaklandığını bilemediğimiz sahne önündeki korkunç kokuya, yine önümüzdeki bir grup kızın sürekli konuşmasına ve ellerindeki telefonlarla Facebook'ta chat yapmasına (!!! ilk defa böyle bir şeye şahit oluyorum bu arada, umarım bir trende filan dönüşmez?!) rağmen Worden'ın gerek vokali, gerek inanılmaz enstrüman kabiliyeti, gerekse mükemmel davulcusu bizi bambaşka alemlere götürdü. Escape Routes, Be Brave, She Does not Brave the War, I Have Never Loved Someone aklımda kalan ve çalınan diğer All Thing Will Unwind kayıtları oldu. Ama sanırım seyirciyi en çok heyecanlandıran, mest eden Be Brave ve We Added It Up idi bu kayıttan. Benim kişisel favorilerim ise (muhtemelen eski albümlerden olduklarından :) ) Workhorse, Inside a Boy ve bisde yer alan Something of an End idi. 
Shara Worden sahnede çok konuşkan değil. Daha çok performans (kukla, dans, kostüm öğeleri gibi) unsurlarıyla iletişim kurmayı tercih ediyor anladığım kadarıyla. Tabi yine de İstanbul'da olmaktan ne kadar mutlu olduğunu, ilgiden ne kadar mutlu olduğunu dillendirmemezlik etmedi. Birkaç şarkıda gözlerinin dolduğunu gördük, ki bu da bu kadar kuvvetli ve duygusal bir performansı benim açımdan daha da etkileyici kıldı. Sahneyi, müziği, ya da herhangi bir performans sanatını kendine meslek bellemiş, sayısız kere icra etmiş herkesin sizinle, yani kendisini ilk kez izleyen bir kitleyle benzer duygusal frekanslarda seyretmesi kadar güzel şey yok. Kısacası biz Shara'ya daha da tav olduk, ve sahnede kendisini izleme şansı bulduğumuzdan kendimizi şanslı saydık. Birkaç gündür de evlerimizde My Brightest Diamond dinlemeye devam ediyoruz :) Bir konserden de başka ne beklenir ki zaten? :) 


Not: Fotoğraflar tarafımdan çekilmiş olup yine tüm hakları tarafıma aittir. Kullanmak isterseniz lütfen yorum bırakın. Teşekkürler. 

12.2.11

Ólafur Arnalds İstanbul'daydı!

,
Sevgili Bolahenk Sokak sakinleri, biliyoruz sizi bu ara çok ihmal ettik. Birimiz evlendi evlenecek, birimiz Türk Edebiyatı yüksek lisansının ilk tatilini yaşamanın mutluluğuyla kendini kaybetmiş, birimiz bir yandan roman bir yandan tez yazıp bir yandan ders verme peşinde, bendeniz de kafayı çocuk kitaplarıyla bozmak üzere... Neyse ki koşturmadan birbirimize vakit bulabiliyoruz da görüşebiliyoruz :) İşte o görüşebildiğimiz günlerden birinde ben, ladylestrange ve littlemermaid Ólafur Arnalds'ın iki konserlik İstanbul macerasının ilk gününü yakaladık, iyi ki de yakalamışız, o güne kadar hiçbirimiz böylesine "hayran" sayılmazdık Óli'ye, perşembeden beri dilimizden düşmez oldu kendisi :)
Tahmin edebileceğiniz gibi ultra-ciddi yazılarımdan biri olmayacak bu, bunda da iki etken var: Birincisi, Ólafur Arnalds sessizliğe dayanamadığım ama başka bir şeye odaklanmam gereken (genellikle kitap okuduğum) anların dışında kendisini twitter'dan takip etmenin dışında hiçbir zaman çok ilgilendiğim bir isim hiçbir zaman olmadı; ikincisi de, bu konser hem müziğine hem de kendisine bakışımı o kadar değiştirdi ki, artık objektif bir konser ya da albüm vs. eleştirisi yazabilecek uzaklıkta hissetmiyorum kendimi Óli'ye karşı :)
Ólafur Arnalds yaptığı müzik ve son derece yetenekli oluşu sebebiyle -ön yargılar sağolsun- '86 doğumlu olduğuna inanılabilecek bir isim değil öncelikle. Ancak sahnede izlediğinizde ve tanışıp biraz sohbet ettiğinizde karşınızdakinin ne kadar genç, yani sizin yaşınızda :), olduğuna inanabiliyorsunuz. Albümlerine, şarkılarına, sözlerine, kendini taşıyış şekline sinmiş büyük bir duyarlılık, mütevazılık, belki de sadece "İzlandalılık" diye açıklayabileceğimiz bir durum var, ki bu müziğiyle bir olduğunda, bizim perşembe akşamı yaşadığımız o duygu yoğunluğunu, littlemermaid'in tanımıyla "sinir bozukluğu"nu yaşamamak mümkün değil. Umarım aranızdan müziğine aşina olanlar da orada olabilmiş, bizimle aynı duygu yoğunluğunu yaşayabilmiştir. 

Sanırım sahnesiyle ilgili bizi en çok şaşırtan şey bu kadar görsel "ağırlıklı" oluşuydu. Dinleyenleri müziğinin ne kadar yoğun ama sade olduğunu bilirler, biz de bir piyano ve birkaç yaylıdan fazlasını beklemiyorduk ne yalan söyleyeyim, ama sahne perdesine yansıtılan albüm tasarımlarına çok yakın görseller ve şarkılarla uyumlu aydınlatmalar mü-kem-mel-di! Kendi başına çok etkileyici olacak o deneyimi çok çok daha yoğun ve etkileyici kıldı kesinlikle. Kısacası çok mükemmeliyetçi, biraz iş-kolik ve ne yaptığını bilen bir insanın elinden çıktığı çok belliydi sahnenin, her ne kadar kendisi perşembe günkü konserden sonra "çözülecek çok fazla teknik sorun var," dese de twitter'ından :) Biz kesinlikle problem filan görmedik, duymadık, hissetmedik Bolahenk severler. Hissettiğimiz genel duygu açıkçası "biz bu mükemmeliyete layık mıyız acaba?" idi. 
Çok "şunu çaldı, bunu çaldı, şöyle iyiydi, seyirci şöyleydi," muhabbetine girmek istemiyorum çünkü çaldıklarının çok az bir kısmı aklımda kalabildi, her şeyiyle mükemmeldi, seyirci zaten yazımdan da çıkarabileceğiniz gibi kendinden geçmişti. Yerimden kalkıp bir şeyleri kaçırmak istemediğimden de elimde düzgün konser fotoğrafım yok maalesef, çok arkadaydık ayrıca. Aşağıdaki videonun da derece düzgün olabilmesinde tüm kredi fotoğraf makinemin güzelliği, en alttaki severleriyle sohbet ederken çektiğim fotoğrafın bu kadar hareketli olmasının sebebi de yine benim "Çok heyecanlı heyecanlı konuştuk, çocuk İzlandalı, daha fazla ürkütmeyelim,"den kaynaklı beceriksizliğimden :) Son olarak: Yine gel Óli, ürküttüysek özür dileriz!



28.10.10

22 Ekim 2010 Bronx - The Radio Dept. Konseri

,

Konser için ülkeye gelen bir grubu izlemeyip sonradan sevmek her müzikseverin başına mutlaka gelmiştir. Bu Türk müzikseveri için fazladan dertli bir durumdur, nitekim grup büyük küçük olsun buralara gelmesi uzun sürecektir, hatta bazen hiç gelmeyecektir. The Radio Dept. benim için böyle bir gruptu ne yazık ki, onları Türkiye'ye geldikleri tarihten yani 2007 Mart'ından yaklaşık bir iki ay sonra dinlemeye başladım. Pet Grief günlerimin soundtrack'i oldu, Lesser Matters'ı ondan da çok sevdim, sonra EPleri hatim ettim, orada burada arkadaşlara anlatır, yolda yürürken, evde okurken dinlemeden edemez oldum. Sonra da Clinging to a Scheme bekleyişi başladı, yayınlandı yayınlanacak, yok sonraya kaldı derken plak şirketleri labrador'un sitesi en çok girdiğim sitelerden biri haline geldi. Bu heyecanım sonra yatıştı ama, artık umutsuzluktan mı, "bu kadar beklettiklerine göre çok güzel olacak" hayallerimden mi bilemiyorum. Albüm yayınlanınca da en çok dinlediklerimden, durup durup başka bir şarkısına taktıklarımdan, üzerine kafamda hikayeler, görüntüler işlediklerimden oldu. Vee en sonunda da konser haberleri last fm'e düştü, önce inanmadım, sonra "labrador'da görmeden inanmam" diye umutla karışık bir inkara girdim, Bronx'un ve Biletix'in sitesinde açılan sayfalarla huzura erdim, ladylestrange ile gidip biletlerimizi aldık. 22 Ekim akşamı da, daha önce hiçbirimiz Bronx'ta eşin dostun konseri hariç bir şey izlemediğimizden ve uzun zamandır oralara uğramadığımızdan biraz kaygılı bir halde gittik Bronx'a.
Last fm'den okuduğum kadarıyla bazı arkadaşlar konser günü mekan girişinde "Damsız giremezsiniz" gibi bir tepkiyle karşılaşmışlar, en yakın zamanda bu saçma durum çözülür diye umuyorum. Biz, ladylestrange, ucucaparklar ve ben yani, hepimiz dam olduğumuzdan ( !?) olacak böyle bir durumla karşılaşmadık, hatta Babylon'da olanın aksine para bayılmadan montlarımızı, ceketlerimizi vestiyere bırakabildiğimiz için mutlu mesut bir şekilde girdik içeri.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, her anlamda beklediğimden, tahmin ettiğimden çok çok daha fazla ilgi vardı gruba karşı. Yarım saat öncesinden gitmemize rağmen sahne önünde yerde oturan, ellerinde pankartları olan çok heyecanlı bir topluluk vardı, izleyici sayısı da gittikçe arttı. Yarım saat gecikmeyle grup sahneye çıktığında ise o küçük mekandan beklemeyeceğiniz bir alkış koptu, önce son albüme ağırlık verdiler, Domestic Scene, Heaven's on Fire, This Time Around, Never Follow Suit, Memory Loss son albümden çalınan şarkılardandı (eksiğim, yanlışım varsa düzeltin lütfen, not almadım şarkıları, hatırladığım kadarıyla aklımda kalanlar bunlar). Pankartlarla istek alan Keen on Boys ya arkadan birilerinin bağırdığını duyduğum David, Tell gibi şarkılar listelerinde değildi ne yazık ki. Sahnede seyirciyle iletişim kurmaya çok alışık değillerdi gözlemlediğim kadarıyla,  Johan Duncanson şarkı aralarında teşekkür etti, pankart meselesini sordu, "Bu Türkiye'de çok yapılan bir şey mi? Hayatımda ilk defa görüyorum böyle bir şeyi," dedi. Kendisinin hiç stadyum konseri izlemediğini ya da büyük festivallerde olanlara çok dikkat etmediğini anlamış olduk böylece :) Türkiye'de "büyük" olduklarını onların da bizim de anladığımız bir konser oldu seyirci ilgisi itibariyle, onlar bıyık altından güldüler alkışlara ve sahne önünde heyecandan yerinde duramayarak dans edenlere, biz de izleyici arasında "yaşlandık mı ne yahu?" diyerek :)
Toplamda 50 dakika kadar kaldılar sahnede, tabi ki çok kısa geldi hepimize, bazılarının konseri çok "tek düze" ya da "sıkıcı" bulduklarından şikayet ettikleri duyuldu. Ancak, genel itibariyle, bizim izlemekten, orada olmaktan çok mutlu olduğumuz, grubun da "rock star" halet-i ruhiyesiyle besbelli ilk kez karşı karşıya kalıp utanıp sıkılıp şaşkınla sırıttıkları, küçük ama enerjisi çok güzel bir konser oldu. Sizi bilmem ama tekrar tekrar gelsinler, daha uzun çalsınlar, hatta Lesser Matters'ın, Pet Grief'in, henüz eskimediği için nostaljisini çok yapamadığımız Clinging to a Scheme'in tüm şarkılarını çalsınlar, sonra da ellerinde biralarıyla bıyık altından biz heyecanlı gençlere gülsünler istedim ben :) İyi ki gelmişler, iyi ki de gitmişiz.

Not 1: Konseri ses kayıt cihazımın azizliğine uğrayarak kaydedemedim fakat grubun yakın zamanda internetten yayınladığı The New Improved Hypocrisy'yi sizlerle paylaşayım istedim. Buyurunuz: 

The Radio Dept. - The New Improved Hypocrisy


Not 2: Fotoğraflar ladylestrange'in makinesiyle tarafımdan çekilip editlenmiştir. Bir yerlerde kullanırsanız adımızı anarsanız çok seviniriz :)
 

BOLAHENK SOKAK Copyright © 2011 | Template design by O Pregador | Powered by Blogger Templates