29.3.12

Ağlayan Kalp (Dicentra Spectabilis)

,
Mart ayına veda etmeden sizleri romantik bahçelerin göz alıcı çiçeklerinden Ağlayan Kalp ile tanıştırmak istedim. Sadece bu ayda dikebileceğiniz Ağlayan Kalp adından da anlaşıldığı gibi kalp şeklinde çiçekleri ve kalplerden damlıyormuş gibi uzanan taç yapraklarıyla oldukça hoş görünen bir bitkidir. Pembe, beyaz, sarı ve kırmızı renkli türleri olan Ağlayan Kalp çok yıllık otsu bitkiler grubuna dahildir.
İthal edilen türleri olduğu gibi yurdumuzda da yetişen türü “dicentra spec” bulunur. Mayıs ve Haziran aylarında çiçeklerini açan Ağlayan Kalp ne yazık ki havalar iyice ısınmaya başladığında bahar mevsimindeki canlılığını kaybetmeye başlar. Direk güneş alan yerlerden çok yarı gölge ortamlara dikilmesi tavsiye edilir. İster tohumdan ister kökünden bölerek çoğaltmak mümkündür. Kökünden bölmek bana çok daha kolay geliyor, eğer sizin de tercihiniz bu yönde olacaksa Mart ayında bu yöntemi kullanabilirsiniz.
Tohum tercih edecekseniz yapı marketlerden ve seralardan temin edebilir ya da mevcut çiçeğinizin çiçeklenme dönemi bittikten sonra çiçekten alınan tohumları kullanabilirsiniz.
Saksıda kolayca yetiştirebileceğiniz Ağlayan Kalp, tercihen bol humuslu ve geçirgen topraklarda çok daha mutlu olacaktır.

27.3.12

Bahçemin Yeni Misafirleri

,
Güzel bir balkon/bahçe keyfi için Mart ve Nisan aylarında yapılan hazırlıklar çok önemlidir. Bu ayda atılan temellerle yaz ve hatta sonbahar ayları boyunca balkonunuzda ya da bahçenizde rengârenk çiçekler içinde soğuk ve iç karartıcı geçen kış aylarının acısını çıkarabilirsiniz.
Uzun bir aradan sonra bahçe severlerin ilgisini çekebileceğini düşündüğüm bu yazımla bloğumuza geri dönmek çok keyifli. Umarım siz de Mart ve Nisan ayları boyunca bahçenizi baştan yaratmak için vereceğim önerileri yararlı bulur, yazımı severek okursunuz.
Her bitkinin tohum ekme ve dikme ayları farklılık gösterse de çoğunlukla bahçe severlerin en yoğun çalışmaları gereken ay Mart ve Nisan aylarıdır. Hal böyle olunca bu aylarda seralardan, çiçek ve tohum pazarlarından alınabilecek en güzel bitkilere hep beraber göz atalım. Odunsu, Otsu ve Çalı başlığı altında üç bölüme ayırdığım çiçekleri siz de kolayca bulabilir, isteğe göre vereceğim bilgiler doğrultusunda bahçenizde misafir edebilirsiniz.
Odunsu Çiçekler: Acemborusu, Beyaz Yasemin, Hanımeli
Otsu Çiçekler: Aslanağzı, Bahçe Vanilyası, Begonya, Çin Karanfili, Hatmi, Itır, Kala, Kasımpatı, Katırtırnağı, Glayöl, Küpe Çiçeği, Mercan Çiçeği, Petunya, Sardunya, Süsen, Şakayık, Turuncu Zambak, Yer Açelyası, Yıldız Çiçeği, Acı Bakla, Afrika Zambağı, Ağlayan Kalp, Bahar Yıldızı
Çiçekli Çalılar: Lavanta, Biberiye
Yukarda gördüğünüz üzere liste çok uzun olduğundan ben önceliği en sevdiklerime vermeyi planlıyorum, sizlerin de merak ettiği çiçekler varsa onları bana iletmeniz beni çok mutlu eder.

Benim her daim en favori balkon çiçeğim çok dayanıklı olduğundan Sardunya’dır. Sardunya yetiştirmek istiyorsanız daha önce yazmış olduğum yazıma göz atmanızı öneririm.
Hanımeli (Lonicera Caprifolium)
Bana babaannemin bahçesini hatırlatan, çok güzel kokulu Hanımeli çiçeği listemin ikinci sırasında yerini alıyor. Şubat ve Mart aylarında dikimini yapabileceğiniz Hanımelleri en çiçekli dönemlerini Temmuz ve Ağustos aylarında geçirirler. Mart ayının son günlerinde olmamız sebebiyle bu çiçeğin dikimini yapmak isteyenlerin ellerini çabuk tutmaları gerekmektedir.
Her cins toprağa ekilebilen Hanımelleri direk güneş gören veya yarı gölgelik alanlara ekilebilir. Pembe, beyaz ve sarı renklerde çan şeklinde çiçekler açan hanımelleri çok hoş kokulu ve yenilebilen nektar üretmeleriyle de bilinirler. Portakal çiçeğini andıran bu güzel bitkiyi tırmanıcı özelliği sebebiyle bahçe girişlerine, pergola ve duvar üzerlerini kaplayabilecek şekilde dikmek güzel bir görüntü verir.
Tohumla üretimi zor olduğundan, çelikle üretimi tercih etmeniz daha iyi sonuç verecektir. Bunun için genç fideleri seçip, gerektiğinde ölü saplarını temizleyerek bakımını yapabilirsiniz.
Soğuğa dayanıklı bir bitkidir. Çok sıcak havalarda böceklenme görülebilir, bu gibi durumlarda sabah ve akşam bir pompa yardımıyla sabunlu su püskürtmek işe yarayacaktır. Çoğu bitki gibi akşamüstü, gölgeli ortamlarda sulanması tavsiye edilir.
Aslanağzı (Antirrhinum)
Arsız bitkilerden hoşlanıyorsanız Aslanağızlarını çok seveceksiniz. :) Eylül ve Mart aylarında tohumla üretilen Aslanağzını bahçenize kolayca ekebilir sonra yaz boyunca arsızca çoğalıp renk renk çiçekler vermesini seyredebilirsiniz. Aslanağzı gibi tohumdan üretilen bitkiler kolayca Koçtaş ve Bauhaus gibi yapı marketlerde bulunabilir.
Otsu bir bitki olan Aslanağzı yıllık, iki yıllık gibi farklı ömürlü türlere sahip olduğundan tohumları alırken bu konuda bilgi edinmenizde fayda var. Kırmızı, sarı, mor, pembe gibi bir sürü güzel renkte açan bu hoş kokulu çiçek özellikle toplu halde ekildiğinde oldukça zengin bir görüntü verir. Uzun boylu olan türü bahçelerde, kısa boylu olan türü balkonlarda tercih edilmelidir.
Güneşli havayı seven Aslanağzı tercihen geçirgen, kireçli ve kumlu topraklarda daha sağlıklı olacaktır. Yaz aylarında toprağın bir iki sefer gübrelenmesi daha büyük ve kokulu çiçek açmalarını sağlayacaktır.
Biberiye (Rosmarinus Officinalis)
Bu yazımın kapanışını çok çok sevdiğim Biberiyeyle yapmak istiyorum. Güzel kokusu, dört mevsim koruduğu yeşilliği ve özellikle et yemeklerimin vazgeçilmez aroması olduğu için bir ömür balkonumda yerini koruyacak bir bitki Biberiye. Egelilerin hem yemeklerde hem de bahçe kenarlarını çevrelemek için sıkça kullandıkları bu ucuz süs bitkisi, pek çok sosyetik için küçük paketlerde 5-6 TL verilerek satın alınan bir tür baharat. Aslında küçük paketine o kadar para vermek yerine balkonda bir saksı içinde dört mevsim yetiştirmek, kopartıp kopartıp yemeklerde taptaze kullanmak çok daha kolay.
Budanmadan bırakıldığında boyu 1-2 metreye kadar uzanan bir çalı türü olarak da bilinen Biberiye, Haziran ve Temmuz aylarında açtığı küçük mavi çiçekleriyle çok da sevimlidir. Bitkiden budanan genç sürgünlerin Şubat ve Mart aylarında toprağa daldırılmasıyla üretimi yapılır. Bu genç sürgünler çok bol olmamak kaydıyla düzenli sulandığında hemen tutacaktır.
Kış soğuklarına karşı dayanıklı bir bitki olan Biberiye sağlığa da oldukça faydalıdır. Taze olarak tüketilebileceği gibi birçok aktarda masaj yağı olarak bulmak da mümkün.
*Kan dolaşımını hızlandırır. Kılcal damarları açar.
*Karaciğeri tedavi eden bitkilerin başında gelir.
*Biberiye yağı, kanser tümörlerinin ve vücuttaki yağ bezelerinin zamanla eriyerek kaybolmasını sağlar.
*Yoğun aromasıyla sinirleri uyarır ve güçlendirir.
*Mide ve bağırsakları uyarır. Böylece sindirime (özellikle yağlı yiyecek yendiğinde) yardımcı olur.
*Hazımsızlıktan oluşan gazları söktürür.
*Safra salgısını artırır.
*İdrar söktürücüdür.
*Kadınlarda aybaşını düzene sokar. Gecikmeleri önler. İyi bir adet söktürücüdür.
*Etkili bir toniktir.
*Kas ağrılarını hafifletir.
*Romatizma ağrılarını azaltır.
*Burkulma ve eziklerde iyileştiricidir.
*Saç diplerindeki bezleri uyarır. Erken saç dökülmelerini önler

17.2.12

Cadının Seyir Defteri: Secret Circle

,

Efendim, pek uzun bir aradan sonra bloga yeniden dönüş yapmanın, üstelik de pek severek yazdığım Cadının Seyir Defteri serisinden yeni bir yazıyla karşınıza çıkmanın haklı gururunu yaşıyorum. An itibariyle konumuzsa bu sene CW'nun hayatımıza kattığı, kimimizinkine katamadığı, yeni dizisi Secret Circle. Fark edilebileceği üzere, nerede cadı var, büyücü varsa kendimi hemen orada bulduğumdan Secret Circle ilk kez kulağıma geldiğinde soluğu bilgisayar başında alıp oturdum izlemeye.

Öncelikle Secret Circle'ın bir nevi Vampire Diaries kardeş dizisi olduğu, proje bünyesinde barındırdığı yapımcı, senarist ve kimi yönetmenlerinin aynı zamanda Vampire Diaries'de de yer aldığını belirtmek lazım. Kısaca, Vampire Diaries için, "öyle ergen lise aşkı filan, bir de üzerine fantastik, hiç gelemem" diyenleri hemen eleyelim, zira Secret Circle fantastik dizi sevmeyenlerin hayatını değiştirecek kadar iyi olmamakla birlikte, türün severlerini kısmen tatmin edebilecek özellikleri bünyesinde barındırmakta. Vampire Diaries'in kardeş dizisi dedik, zira kitap uyarlaması olan dizi yine Vampire Diaries kitaplarının yazarı L.J Smith elinden çıkma. Fakat Smith, üçleme olarak hazırladığı Secret Circle serisini devam ettirmek istese de Alloy Entertainment ve HarperTeen'in kendisine attığı yasal bir kazık sonucu yazdığı dördüncü kitap reddediliyor ve serinin yeni kitabı Aubrey Clark tarafından yazılıyor. The Divide (Bölünme) adıyla basılacak kitap 20 Mart'ta Amerika'da tüm kitapçılarda olacakmış, velhasıl bizim memlekete ne zaman gelir bilinmez. Yazar Smith blogundan içleri acıtan bir isyan mesajı yazarak "kitabımı devam ettirmek istiyorum, izin vermiyorlar" diyor. Kendi yarattığı bir dünyayı devam ettirme hakkının kapitalizmin vahşi elleri tarafından başka bir yazara devredildiğini düşünürsek, ben oturduğum yerden sinirlendim mesela. Kadıncağızın isyanını okumak isteyenleri buraya alabiliriz. Şahsen kitaplara dair en ufak bir fikrim yok, fakat okumuş olanlar dizisinden çok farklı olduğunu söylüyorlar. O halde ben dizimize döneyim.

Diziyi her türlü spoiler'dan uzak durarak özetlemek gerekirse: Sarışın ergen kızımız Cassie Black, annesiyle birlikte mutlu mesut yaşar iken, annesi ölür ve anneannesiyle birlikte yaşamak üzere Chance Harbor'a taşınır. Burada annesinin ve babasının cadı olduğunu, toplanıp büyü yaptıkları gizli bir toplulukları olduğunu (bkz. Secret Circle) ve kalıtsal olarak kendisinin de büyü yapabildiğini öğrenir. Annesiyle babasının büyü yaptığı grubun yeni jenerasyon çocuklarıyla aynı okula gitmektedir. Böylelikle kendi secret circle'larını oluşturup maceradan maceraya koşarlar. Söz konusu CW dizisi olunca tabii ki ortada var olan bir aşk üçgenimiz vardır. Cassie kızımız Jake beni karanlık tarafımla seviyor ama Adam da bana iyi geliyor, gibisinden git-gellerle bir yandan bir aşktan öbürüne sürüklenir, bir yandan da kendi içinde karanlık taraf-ayrdınlık taraf mücadelesi verir.
Kısaca azıcık Twilight, azıcık Vampire Diaries, azıcık da Charmed'ı hatırlatan Secret Circle'ı benzerlerinden ayıran ve benim hala merakla izlememe sebep olan özelliği ise, her bölüme korku ögelerinin çok iyi döşenmiş olması. Paranormal Activity'i evde tek başına izleyebilen bendenizi, sakin sakin dizi izlerken yerinden sıçratabilen kimi sahneler, rutinleşip sıkıcılaşabilecek diziye artı puan katıyor. Dizinin giriş ve aynı zamanda bitiş jingle'ı da her seferinde tüylerimi diken diken ediyor. Dizinin yine ilerki bölümlerde üzerine oynanabilecek potansiyellerinden birisi ise Faye'i canlandıran Phoebe Tonkin. Dizideki performansı çok iyi, bu diziden sonra daha da büyük projelerle yola devam etmesini beklediğim bir isim kendisi. Üstelik eğlenceli de bir insan, twitter'dan takip etmek isteyenleri şuraya alabiliriz mesela. Sağdan soldan okuduğum kadarıyla Cassie'yi canlandıran Britt Robertson ile Adam'ı canlandıran Thomas Dekker'in genişçe bir hayran kitlesi varmış. Ben henüz öyle çok büyük bir performanslarını görememiş olsam da bunun sorumlusunun azıcık da senarist ekip olduğu kanısındayım. Zira karakterlerimiz fazlasıyla iki boyutlu. Dizi hem karakterlerinde hem de konu gelişiminde klişelerden ne kadar uzaklaşırsa o kadar başarılı hale gelecek, zira şu haliyle türün sevenlerine sadece umut vaat etmekten öteye geçemiyor.

Şimdilik, Vampire Diaries'i "eh olsa da olur olmasa da" halinden "ben bir hafta izlemeden nasıl duracağım"a getiren yaratıcı kadrodan, Secret Circle'da da benzer bir performans sergilemeleri temennisiyle yazıyı noktalıyorum.

21.11.11

Kitapkurdu Lily ve Bebek Aşağı, Bebek Yukarı!: Hem Çocuklara, Hem de Çocuk Kitaplarından Vazgeçemeyen Yetişkinlere!

,
Sizi bilmem ama ben hiçbir zaman, hatta çocukken bile, klasikler hariç çok çocuk kitabı okuyan biri olmadım. Okumayı çok seven bir çocuk olmama rağmen hem de. Amma velakin şu son bir senede, işim dolayısıyla, çocuk kitaplarıyla fazlasıyla haşır neşir olmaya başladım ve anladım ki benim favori çocuk kitabı türüm kesinlikle picture booklar. Yani okumayı öğrenmemiş ya da yeni öğrenmiş çocuklara hitap eden, görsel ağırlıklı kitaplar. Hiiç utanıp sıkılmadan söylüyorum: İyi görselli bir picture bookla karşılaştığımda 5 yaşındaki küçük bir kız çocuğuna dönüşüyorum. Hele bu kitaplar bir de başarılı bir hikayeyle desteklenmişse -ki böylesine ne yazık ki rastlaması biraz zor- kendimi kaybediyorum. 
Uzun zamandır ara verdiğimiz yazılarımıza yeniden devam etmeye beni teşvik eden ve bu uzuun girizgahı yaptıran işte tam da bu türden iki kitap: Kitapkurdu Lily ve Bebek Aşağı, Bebek Yukarı! Kelime Yayınları'ndan geçtiğimiz Eylül ayında yayınlanan bu iki kitap hem görselleri hem de hikayeleriyle kesinlikle gözden kaçırılmaması gereken cinsten. 


Kitapkurdu Lily'de, en sevdiği şey kitap okumak olan, sahilde, banyoda hatta yemek yerken bile  kitap okuyan Lily'nin maceraperest Milly ile tanışıp onun sayesinde kitapların dünyasıyla yaşadığı dünyayı bir araya getirmeyi öğrenmesine, Bebek Aşağı Bebek Yukarı'da ise listelere bayılan başına buyruk Emily'nin kardeşi olacağı haberiyle baş etmeye çalışırken başından geçenlere tanık oluyoruz. Yani konu olarak iki kitap da adeta ebeveynler için birer hazine. Bu "tema" doygunluğu benim gibi didaktik her türlü yayından kaçanları korkutmasın! Francesca Chessa tarafından pastel boya teknikle resimlenmiş bu iki kitabın en güzel yanı, ikisinin de günümüz çocuk edebiyatında dönüp dolaşıp karşımıza çıkan bu konulara son derece özgün bir üslupla yaklaşmaları. Lily de Emily de çocukken tanışsanız arkadaş olmak isteyeceğiniz, yetişkinseniz sevimlilikleri ve komiklikleri yüzünden eşe dosta afacanlıklarını anlata anlata bitiremeyeceğiniz türden, nefes alan, canlı karakterler. Maceraları bu nedenle kesinlikle bayat, ders verme amaçlı değil. Aksine son derece eğlenceli ve gerçekçi. Ben ikisini de o kadar sevdim ki, karakterlerini çok benzettiğim Kitapkurdu Lily'yi Bolahenk yazarı ladylestrange'e, Bebek Aşağı Bebek Yukarı'yı da ucucaparklar'a armağan ettim. 


Kısacası, ister azıcık laf anlatmak istediğiniz, sıkıntılarına kitaplar yol göstersin dediğiniz bir miniğiniz, yeğeniniz, kardeşiniz için, ister yaşını başını almış/almaya meyletmiş masum ama son derece yaratıcı görseller & hikayeler sevdalısı arkadaşlarınız için, Kitapkurdu Lily ve Bebek Aşağı, Bebek Yukarı mükemmel seçimler. Çocuk kitapları meraklılarına duyurulur!

Faydalı Linkler: Kelime Yayınları resmi sitesi
Kitapların orijinal yayımcısı & mükemmel picture booklar basan bir başka yayınevi: Gullane Children's Books
Bir Dolap Kitap'ta iki kitap ile ilgili çıkan yazılar: Kitapkurdu Lily & Bebek Aşağı, Bebek Yukarı!

6.3.11

Blue Valentine ile paramparça!

,
Bir filmi iyi film yapan nedir? Yönetmeni mi, oyuncusu mu, sinema yönetmeni mi, yaşattığı katharsis mi, gerçekçiliği mi? Cevabını tabi ki bilmiyorum ve tabi ki bu cevap sübjektif olduğu kadar objektif kıstaslar içerebilir. Ancak son zamanlarda izlediğim, çok etkilendiğim ve çok iyi yorumlar aldığını fark ettiğim çoğu film insanı ekran karşısında dayak yemişe çevirecek kadar realist ve "çıplak"; yani sinemanın bayıldığı, mümkün olsa da bizim asla başımıza gelmeyecek imkansız hikayelerden uzak. Bir ay kadar önce ladylestrange ile birlikte sinemada izleyip çok beğendiğimiz; ama etkisinden de bir türlü kurtulamadığımız Bitiful böyle bir filmdi mesela, Blue Valentine da böyle bir film. 
Adını Tom Waits'in 1978 tarihli albümünden alan film, gelecek beklentileri ve sosyal statüleri birbirinden çok farklı Cindy ve Dean'in aşık olup evlenme hikayeleri ile boşanmaya giden kopuşlarını aynı anda anlatıyor. Dean bir taşımacılık firmasında çalışırken taşımasını yaptığı bir huzur evinde büyük annesini ziyaret etmekte olan Cindy ile karşılaşıyor ve onu bir türlü unutamıyor, ancak Cindy'nin çok mutsuz bir ailesi ve bir sevgilisi var. Gerisi ise her şeye rağmen tahmin edebileceğiniz gibi evliliğe gidiyor. Ancak hep izlemeye alışık olduğumuz gibi evlilik bir son değil, neredeyse bir başlangıç bu filmde. Ne kadar biraraya geliş hikayeleri de verilse de, odak çökmekte olan evliliklerinde. İlişkilerinin başlangıcı, o çöküşe ayna tutmak için var gibi. Film, bu iki genci birbirine iten şartları ve aşklarını anlatırken bize bu iki bireyi hem çok yakından tanıtıyor hem de hiç tanıtmıyor. Bu açıdan film, belli kesitler üzerinden öyküsünü anlatmayı seçmiş denebilir. İkisinin birbirlerinden nasıl uzaklaştıklarını ama kopamadıklarını, şimdiki durumları ile birebir zıtlık içeren ama en az bir o kadar iç parçalayan geçmişe dönüşler ile birlikte izliyoruz. Bu geçmişe dönüşler ne klasik bir flashback şeklinde ne de Inarritu'da karşımıza çıkan parçalı bir biçimde verilmiş. Bu açıdan oldukça ilginç bir anlatı biçimi seçtiği söylenebilir. Bu biçimin karakterleri daha sempatik, özdeşleşilmese de anlaşılır kılan yapısına yönetmen Derek Cianfrance'in sıkça başvurduğu yakın çekimler de katkıda bulunmuş, ki benim filmle ilgili sevmediğim tek şey de yakın çekimlerin bu yoğunluğu oldu. 

Cianfrance filmin üzerinde 12 yıl boyunca çalışmış ve bu 12 yıl boyunca Cindy için düşündüğü oyuncu hiç değişmemiş. Bu 12 yıl boyunca tam 12 senaryo draftı yazılmış ki yazılan son senaryonun bile izlediğimiz film olduğunu söylemek çok güç çünkü Cianfrance Williams ve Gosling'den diyaloglarını improvize etmelerini istemiş. Tüm bunları da izlediği filmlerdeki karakterler gibi "gerçek insanların fantezi versiyonları" olan karakterler yaratma arzusuyla açıklıyor. Gerçekten de onun "tanıdığı insanların hayatları gibi hayatlar yaşayan" karakterlerin hikayesini anlatma isteği filmin her sahnesine nüfuz etmiş durumda, izlerken ve izledikten sonra "böyle şeyler kimsenin başına gelmiyor," demek mümkün değil. Cianfrance'in anlattığı aşk hikayesi ve film boyunca parça parça ettiği evlilik, komşunuzun hatta ailenizin başına gelebilecek türden bir gerçekçilik ve vuruculukla anlatılmış. Bunda yönetmenin müdehalesi kadar oyunculukların da etkisi var diyeceğim ama biraz araştırınca, zaten çok başarılı olan iki oyuncunun potansiyelini çok başarılı bir yönetmenin nasıl tavana taşıdığının da hikayesiyle karşılaşıyorsunuz. Cianfrance, Cindy ve Dean'in tanışıp birbirlerine aşık olma sürecini filme almadan önce aktörlerin tanışıp arkadaş olmalarını istememiş. Bu sahneler çekildikten sonra da Michelle Williams ve Ryan Gosling çocuklarını oynayan küçük oyuncu ile birlikte bir ay boyunca aynı evde yaşamışlar, beraber alışveriş yapmışlar... Evli ve çocuklu bir çift gibi yaşamışlar kısacası. Kavga sahneleri çekilmeden önce de Cianfrance iki oyuncuya ayrı ayrı farklı direktifler vererek çalışmış. Tüm bu tekniklerin birebir hangi sahneler için faydalı ya da zararlı olduğunu görmek güç tabi ki; ancak filmi izlediğinizde izlediğiniz insanların bu kadar aşık olmalarına rağmen bir arada olamayışlarındaki o insanı sarsan gerçekçiliği yakalamaya katkısını görmemek mümkün değil. Keşke filmin kendi materyalinden ve oyuncuların mükemmel performanslarından kaynaklanan bu yoğunluğa bir de o yakın çekimler eklenmeseydi ve çiftin son derece depresif hikayesi gözümüze sokulmasaydı. Bu haliyle filmin gerçeklik kaygısıyla sizi çok etkilemek isteği arasındaki çizgi bazen görünmez olabiliyor. 
Toparlamak gerekirse, mükemmel oyunculuklu, son derece iç burkan, gerçekçiliğine rağmen çok çok romantik bir aşk hikayesi izlemek istiyorsanız, izlerken de mahvolmaktan çekinmiyorsanız, Blue Valentine sizin için kaçırılmaması gereken bir film. Ayrıca Derek Cianfrance'e dikkat, adını daha çok duyacağız gibi görünüyor :) 
 

BOLAHENK SOKAK Copyright © 2011 | Template design by O Pregador | Powered by Blogger Templates