hocus pocus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hocus pocus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26.8.10

Cadının Seyir Defteri: Hocus Pocus

,


Yazıyı okumadan önce yukardaki videoyu izlerseniz, nasıl bir filmle karşı karşıya olduğumuzu anlayabilirsiniz. Tahmininiz doğru: Uçan süpürgede dolaşıp da büyülü şarkısını söyleyen cadı Sarah Jessica Parker'dan başkası değil. Cadının Seyir Defteri'nin bu yazısında ele alacağım film Hocus Pocus'un tek ağır topu da sadece Parker değil. Bette Middler filmi götüren ana karakterken, yönetmen koltuğunda da High School Musical'dan tanıdığımız Kenny Ortega oturuyor.

Hocus Pocus bir Disney filmi, dolayısıyla da bir çocuk filmi. Fakat hemen burun kıvırmayın. Disney'in "nerede o eski günler" dediğimiz zamanlarından kalma bu film, 90'lar korku filmi ruhunu çocuklar için yumuşatıp, Halloween coşkusunu da tam gaz verince nur topu gibi bir yetişkin filmi olarak da izlenebiliyor. Filmde, Bette Middler'ın mükemmel performansının abartılı bir makyajla geri plana atılması gibi pek çok kusur bulunabilecek olsa da, filmin hedef kitlesinin aslında çocuklar olduğunu hatırlamakta fayda var. Dolayısıyla eleştiri listesini bağıra çağıra okuyan içimdeki ukala yetişkini susturup, işin süpürgeyle uçma, kazanda iksir yapma, kedilerle konuşma gibi taraflarına hayran kalan 10 yaşındaki kızı dinleyeceğim.

Filmin hikayesi bir Salem efsanesine dayanıyor. Evvel zaman içinde, 300 yıl önce, Salem'in üç kötü cadısı Winnie Sanderson (Bette Midler), Sarah Sanderson (Sarah Jessica Parker) ve Mary Sanderson ( Kathy Najimy), köylüler tarafından yakalanıp asılıyorlar, çünkü bu üç cadı genç ve güzel kalabilmek için çocukların ruhlarını emiyorlar. Fakat köylüler tarafından asılmadan önce yaptıkları büyüye göre, eğer gök yüzünde dolunay olan bir Cadılar Bayramı'nda kara alevli mumu bir bakir yakarsa dünyaya geri gelecekler. Nitekim, 300 yıl sonra Salem'e yeni taşınan ve "cadı saçmalıkları"na inanmayan Max Dennison (Omri Katz) hoşlandığı kız Allison'a (Vinessa Shaw) hava atmak için mumu yakıyor ve büyü gerçekleşiyor. Şimdi Sanderson kardeşlerin tek yapması gereken, Halloween gecesinde ruhunu emebilecekleri küçük bir çocuk bulmak. Max, Allison ve Max'in kız kardeşi Dani (Thora Birch) ellerinde büyü kitabı ve yanlarında konuşan kedi Binx ile Salem sokaklarında insanları uyarmaya ve canlarını kurtarmaya çalışıyorlar.

Filmi ilk izlediğimde 12 yaşındaydım. Dolayısıyla filme hayran kalmış, yıllar yılı cadıların çocukları büyülemek için söyledikleri Come Little Children şarkısını tekrar edip durmuştum. Tam on bir yıl sonra yeniden izlediğimde de, en az çocukken izlediğimde olduğu kadar sevindim, bütün gün Mecidiyeköy sokaklarında Come Little Children diye diye gezdim. Filmin 90'lar ruhunu taşıyan korkulu havası da kuşkusuz benim yıllar sonra bile filmi bu kadar sevmemde büyük rol oynuyor. Bette Middler'ın performansı görülmeye değecek nitelikte. Bette Middler'ın filmdeki efsane "I Put A Spell On You" sahnesi görülmeye, tekrar tekrar izlenmeye değer. Dani'yi oynayan Thora Birch ise o dönemin Dakota Fanning'iymiş desem yerinde olur.

Lafı fazla uzatmadan, Disney'in o eski güzel zamanlarından kalma, uçan süpürgeli, konuşan kara kedili, kazanda iksir hazırlamalı bir film izleyip de mutlu olmak istiyorsanız Hocus Pocus bütün beklentilerinizi karşılayacak.

22.6.10

Cadının Seyir Defteri: Charmed

,

Cadı dizilerinden bir yenisiyle, ömrümden 4 sene almış olan Charmed’la karşınızdayım. Bu coğrafyada Digitürk’ün Dizimax kanalında verilen 8 sezonluk Charmed, başrollerini Holly Marie Combs, Alyssa Milano, 4. sezona dek Shannen Doherty ve 4. sezondan sonra Shannen Doherty’nin diziden çıkması ile kadroya dahil edilen Rose McGowan’ın paylaştığı , bugüne dek dünya televizyonlarında yayınlanmış başrollerini kadın oyuncuların paylaştığı en uzun dizi. 1998’den başlayıp 2006’ ya kadar süren dizi, 3 kız kardeşin, anneannelerinin ölümlerinin ardından cadı olmalarını keşfetmeleri ile başlıyor.

Orjinallik açısından önceleri pek de bir şey vaad etmeyen dizi, kız kardeşlerden en küçük ve dolayısıyla da en afacan ve uslanmaz olanı Phoebe Halliwell’in anneannesinin ölümünün hemen ardından çatı katında Amerikan korku ve fantastik film/dizilerinde pek popüler olan ruh çağırma tahtalarından birini bulması ile başlıyor. 3 kız kardeş önce cadı olduklarını öğreniyorlar, sonra da yine dizinin bir diğer efsanesi Book Of Shadows’u buluyorlar. Daha sonra teker teker güçlerini keşfetmeleri ise uzun sürmüyor. En büyük kardeş olan Prue telekinezi özelliğine sahip. İlerleyen bölümlerde cadılığa iyice ısınıp güçlendikçe astral seyahat da yapmaya başlıyor. Ortanca kardeş olan Piper Halliwell ise, bence en karizmatik olan zamanı dondurma ve istediği objeleri patlatabilme özelliğine sahip. En küçük kız kardeş olan Phoebe Halliwell ise, önce gelecekten imgeler görebiliyor, güçlendikçe geçmişi de görebilmeye başlıyor. İlerki sezonlarda yerden birkaç metre kadar havalanma yeteneği kazanan Phoebe’nin bu özelliği daha sonra dizi yazarlarınca fazla masraflı olduğu gerekçesiyle çıkartıldı ve bunun yerine Phoebe’ye duygudaşlık yeteneği verildi. Dördüncü sezon itibariyle en büyük kardeş olan Prue ölünce, yerine kayıp kız kardeş olan Paige Mathews getirildi. Böylelikle en küçük kız kardeş olmuş olan Paige, yarı whiteliter, yani dizinin mitolojisine göre, cadıların yanında yer alan, onları iyileştiren ve bir nevi rehberliklerini yapan yarı meleklerlerden birisi. Paige, Haliwell kızkardeşlerinin annelerinin vakti zamanında kendi whitelighter’ı olan Sam’le yaşamış olduğu yasak bir ilişki sonucu doğuyor ve evlatlık verilerek varlığı herkesden gizli tutuluyor. Cadı kimliğini, kızkardeşlerini bulduktan sonra kazanan Paige ise, yarı whiteliter olma özelliği dolayısıyla hem istediği yere “ışınlanabilme” hem de istediği objeleri “ışınlayabilme” yeteneğine sahip.

Dizinin ana karakterlerinin hepsinin kadın olduğundan bahsetmiştim. Doksanların sonunda başlayan diziye en çok hakim olan duygu da, doksanları kasıp kavuran “girl power” hissiyatı. Önceleri odak noktası kızkardeşlik bağıyken, daha sonra kızların kariyerleri ve aşk hayatlarına doğru bir geçiş başlıyor. Malum daha birinci bölümden itibaren kızların cadılar dünyasına has bir sex and the city entrikası durumları var. Fakat sex and the city’den farklı olarak, esas adamların bir kısmı Charmed terminolojisiyle demon yani iblis çıkabiliyor. Bazı bölümlerde kızlar hayaletlere aşık olabiliyorlar. Bir bölümde görüp de diğer bölümlerde devam etmeyen hoşlaştıkları erkek karakterler olabiliyor ama tabii dizinin en has iki adamı var ki, biri iyilik, diğeri kötülük timsali olarak dizi hayranı insanların uzunca bir süre hayal dünyalarındaki yerlerini sağlamlaştırıyorlar.

Bu erkek karakterlerden ilki, birinci bölümde karşımıza çıkan Brian Krause tarafından canlandırılan Leo Wyatt karakteri. Kızların whitelighter’ı olan Leo, Piper’a aşık oluyor, fakat bu aşk whiteliter kanunlarına göre yasak olduğundan 8 sezon boyunca ayrıldılar mı ayrılacaklar mı sorusuyla izleyici başbaşa bırakılıyor. Piper’la evleniyorlar ve biri süper yetenekli, geleceğin Harry Potter’ı olması vaad edilen Wyatt Matthews Halliwell, diğeri de babası gibi bir whiteliter olan Chris Halliwell olmak üzere iki çocukları oluyor. Leo, Piper’la ilişkisi dolayısıyla bir yandan kuralları ihlal ederken, bir yandan da başarılamaz denen işleri başararak, kızlarla beraber defalarca dünyayı kurtarıyor. Sonunda whiteliter’lıktan bir üst kademeye, elder’lığa ulaşıyor.

Dizinin diğer has adamı ve benim kişisel favorim de Phoebe’nin demon manitası olarak 3. Sezonda diziye dahil olan; ve Nip-Tuck'tan tanıdığımız Julian McMahon tarafından canlandırılan; insan adıyla Cole Turner, demon adıyla Belthazor. Yarı demon, yarı insan olan Cole, Phoebe uğruna kötü yanını bastırmaya çalışıyor. Fakat sonunda kötü yanının çağrısını daha fazla bastıramayarak “source” , yani tüm kötülüklerin başı haline geliyor. Bunu yaparken yanında Phoebe’yi de götürerek, onu da “source’un kraliçiesi” yani tüm kötülüklerin kraliçesi haline getiriyor. Bu kötülüğün etkisinden kısa sürede kurtulan Phoebe içinse, kötü olmak, kötü olmayı seçmek meselesi uzunca bir süre karakterini sorgulamasına yol açan önemli bir unsur oluyor.

Bu da bizi dizinin karakter yapıları ve tutarlılıklarına getiriyor. Son derece objektif olarak söyleyebilirim ki, dizi kendi içinde son derece başarılı bir karakter tutarlılığı ve gelişimi izliyor. En büyük kız kardeş olması dolayısıyla en çok sorumluluk sahibi kardeş olan Prue’nun 3. sezonun sonunda Piper’ın evleneceği gün, bu sorumluluklardan sıkılıp, rüyalarında bambaşka bir karakter geliştirmesi, buna verilebilecek başarılı örneklerden. Ev, aile hayatı, çocuk sevgisi gibi meselelerin temsili karakteri olan Piper ise, 8 sezon boyunca bu özelliklerinden hiçbir şey yitirmiyor. Diğer karakterlerin durmadan değişen saç ve kıyafet modellerine rağmen, Piper’ın saçından makyajına, hatta kıyafetlerine dek son derece doğal tutulması ise yine hem dizinin, hem de bence oyuncu Holly Marie Combs’un başarılarından. Karakter gözünüze hiç batmıyor ve sanki evinizin bir parçasıymış gibi onu kabullenmenizi sağlanıyor. En küçük kardeş Phoebe’nin 8 sezon boyunca başından geçenlerse, karakter tutarlılığı açısından oldukça iyi çizilmiş bir portre yaratıyor. Çılgın gençlik günleri dolayısıyla herhangi bir kariyer sahibi olmayan, ablalarının kıyafetlerini, arabalarını çalan Phoebe’nin 8 sezon boyunca son derece doğal işleyen gelişimine şahit oluyoruz ki, bence bu çok başarılı bulmadığım 8. sezon hariç, dizinin karakterlerini izleyiciler açısından da canlı tutan ve sizi daha da çok izlemeye sevk eden bir unsur.

Dizinin meselelerinden de anlaşılabileceği üzere, yine cadılık, dolayısıyla da kadınlar etrafında dönen bir diziyle karşı karşıyayız. Fakat bence Charmed’ı benzerlerinden üstün kılan şey, her türlü fantastik dünyadan beslenen bir mitolojiye sahip olması ve bunu kendi dünyası içerisine son derece doğal olarak oturtması.
Book of Shadow ile kendisine başarılı bir mitoloji oluşturuyor. Cadıların edebiyata ve sinema dünyasına ilk girişinden beri bize musallat olan 3 cadı meselesi tabii önemli. Ama bunun dışında frp dünyasından tutun da harry potter’a, amazonlardan, Yunan tanrılarına dek her türlü fantastik dünyadan besleniyor, bunu günlük hayatın içine yerleştiriyor ama yine başarılı bir şekilde cadının günlük hayata uyum sağlama meselesini merkeze almıyor. Dolayısıyla diziyi izlerken aynı anda hem fantastik bir dizi, hem bir sex and the city tadında bir kadın dizisi izleme imkanına erişiyorsunuz. Her bölümde karşınıza nelerin çıkacağı belli olmuyor. Kimi zaman leprikonlarla karşılaşabiliyorsunuz, daha sonra bir de bakmışsınız güç ya da ölüm gibi meseleler de gözünüze batmadan gayet yerinde bir üslupla işlenmiş. “Girl power” meselesi, 8 sezon boyunca merkezdeki yerini hiç kaybetmiyor olsa da, bu bile erkek izleyicilerin gözüne sokulmayacak ve “spice girls” sahteliğine bürünmeyecek şekilde veriliyor. Karakterlerin yaşları dolayısıyla dizi yalnızca gençlere hitap etmiyor, annelik ve çocuk bakımı ya da kariyer gibi meseleler de akıcı bir biçimde veriliyor. Sabrina ve Samantha’dan farklı olarak kıran kırana savaşlar izliyorsunuz ki bu cadı dizilerinin geldiği noktada önemli bir gelişim. Fazla dövüş sanatları meraklısı bir insan olmasam da, ben bile ayna karşısında defalarca bazı dövüş tekniklerini denediğimi itiraf edebilirim. Fantastik sinema kitlesinin başarılı bulacağını tahmin ettiğim ve bir kısmının da başarılı bulduğuna bizzat şahit olduğum, etrafta ateş toplarının dolaştığı iyi çekilmiş action sahneleri de en az aşk meşk mezvuları kadar dizinin gündeminde yer alıyor. Çoğu bölümü nasıl geçtiğini anlamadan nefes nefese izliyorsunuz. Dolayısıyla da, karşımıza keyifle izlenecek, bence kendi türünün en başarılı örneği olan ve tüm fantastik ögelerine rağmen aynı zamanda ayakları da yere basan bir dizi çıkıyor.


Enteresan bilgiler:

• Dizinin açılış şarkısı, The Smiths imzalı How Soon Is Now.
• Belthazor karakteri, diğer adıyla has adam Cole Turner, Star Wars serisinden esinlenerek yaratılmış. Makyajı Darth Maul’un makyajınınj aynısıyken, bazı bölümlerde Darth Vader repliklerini tekrarlıyor. Esas esinlenilme noktası ise, tıpkı Darh Vader gibi, Belthazor’un da iyiyi ve kötüyü seçmek gibi bir şansının olması. Oysa Belthazor da, tıpkı Dart Vader gibi şansını dark side’dan yana kullanıyor.
• Dawson’s Creek’den tanıdığımız Kerr Smith de 7. Sezonda diziye dahil oluyor.
• Holly Marie Combs, 8 sezonluk dizi boyunca, her bölümde oynayan tek oyuncu.
• Book of Shadows 9 kilo çekiyor ve setteki en değerli eşya. Büyü kitabının tamamı ise, elle hazırlanmış.
• Kızların annesini oynayan Finola Hughes, şaşırtıcı bir şekilde, baş rol oyucularından bile daha fazla fan mektubu almış.
• Prue’nun çalıştığı The Bucklands Raymond and Rosemary adlı firma, adını Kuzey Amerika’ya ilk kez wicca inancı getirdiği inanılan 2 kadından alıyor.
• Power of the Three Blondes bölümündeki 3 kötü cadının soyadı, senaristler tarafından önce Spellman olarak yazılıyor. Fakat Sabrina The Teenage Witch’ın soyadının da Spellman olması dolayısıyla, Sabrina hayranlarından tepki toplanmasından korkularak, Stillman olarak değiştiriliyor.
• Dizide kullanılan efsanevi Halliwell malikanesi yalnızca pilot bölümde kullanılıyor. Diğer bölümlerin hepsi stüdyoda çekiliyor.

Son not: Diziyi izlemeye başladıktan sonra, birinci sezonun görüntü ve efektlerindeki kalitesizlik sinirinizi bozmasın. 1998’de başlamış olduğundan ilk sezonu, 90’lar havasını buram buram koklayarak izliyorsunuz. Her yeni sezonda efektler daha da güzelleşiyor, karakterler de gittikçe daha netleşiyorlar. İyi seyirler!

3.5.10

Cadının Seyir Defteri: Sabrina

,

Sabrina'yı hatırlayanları bir adım öne alalım şimdi. Okuldan eve dönülür, forma çıkartılıp tercihen yatağın üzerine atılır, ödevler ertelenir ve hevesle televizyon başına geçilip Sabrina beklenmeye başlanır. Önce ayna karşısında tek bir parmak hareketiyle kıyafet değiştiren Sabrina (Melissa Joan Hart), sonra konuşan kedi Salem (Nick Bakay), sonra Sabrina'nın afacan halaları Hilda (Caroline Rhea) ve Zelda (Beth Broderickson) son olarak da iç çekerek beklenen Harvey'nin (Nate Richert) görünmesiyle dünyamız değişir, hayat bir saatliğine büyülü bir diyara dönüşür.

Hafızalarımız tazelendiyse, detaylara geçelim o halde. Bizim coğrafyamızda Genç Cadı Sabrina olarak izlediğimiz, orijinal adıyla Sabrina The Teenage Witch, esasen Archie'nin yayınladığı bir çizgi roman serisi. ABC'de dört sezon, WB'de üç sezon yayınlanarak, toplamda yedi sezon çekilen dizi, ergenlik çağında bir kızın 16 yaşına bastığı gün cadı olduğunu öğrenmesi ve bir yandan gündelik lise sorunlarıyla baş etmeye çalışırken, bir yandan da cadı güçlerini öğrenmeye çalışmasını konu ediniyor.
Önce unutulmaz dizi Clarissa'dan tanıyıp sahiplendiğimiz, sonra da Sabrina rolüyle ergenlik yıllarımızın merkezine oturan Melissa Joan Hart, 16 yaşındaki Sabrina'yı oynamaya başladığında aslında 20 yaşında. “Kimse gerçekte kaç yaşında olduğuma inanmıyor. Etrafta dolaşıp ekipten insanlardan yaşımı tahmin etmelerini istedim, birçoğu 16-18 dedi. Ama buna fazla takılmıyorum. Genç göstermek benim avantajım.” diyor Hart dizi yayınlanırken verdiği röpörtajlardan birinde. 1976 doğumlu yıldız şu an hala aynı avantajdan yararlanıyor mu bilinmez ama ben o zamanlar 20 yaşında olduğunu öğrenip bayağı şaşırdığımı hatırlarım.
ABC yapımcılarından Jeff Bader, Sabrina'nın başarısını iki unsura bağlıyor. “Her çocuk büyüye bayılır. Melissa'nın da Clarissa günlerinden kalma büyük bir hayran kitlesi var.”
Kısaca formül hazır. Hali hazırda var olan genç hayran kitleli bir yıldızı alıp, bir cadı dizisinin içine oturtuyorsunuz ve çark dönmeye başlıyor.
Hart ona televizyonda başarı getiren iki rolünü karşılaştırıyor. “Clarissa çok güçlü, kendinden emin ve her şeyin üstesinden gelebilecek bir kız. Sabrina ise kafası karışık, sinirli ve yerini bulmaya çalışan bir kız. Ortak mesajları ise şu: Kendinden ödün verme.”
Sabrina'yı köken olarak iki ayrı uca bağlamak mümkün. Bunlardan biri, Bewitched. Hatta kimi eleştirmenlerce, Samantha'nın 90'lar versiyonu olarak tanımlanıyor (Dizi için araştırma yaparken, Samantha ve Darren'ın kızları Tabitha için de benzer ergenlik çağındaki cadı formatında bir dizi çekildiği, fakat dizinin tutmadığını öğrendim). Diğer uçsa, Clueless gibi lise gençlik dizileri. Dizinin genel gidişatına baktığımızda da bu iki ucun başarıyla birleştirildiğini görüyoruz. Sabrina bir yandan lisedeki rakibi Libby (Jenna Leigh Green) ile baş etmeye çalışıp, okulun yakışıklısı Harvey'nin gönlünü çelmeye çalışırken, bir yandan da uçarı halası Hilda ve sorumluluğun sesi diğer halası Zelda ile iyi geçinip, bir zamanlar dünyayı ele geçirmeye çalıştığı için kediye dönüştürülerek cezalandırılan Salem'e göz kulak olmak zorunda.

Formül başarılı, insanlar güzel, konu da cadılı büyülü olunca bize düşen de diziyi hayran hayran izleyip, Sabrina olabileceğimiz günleri gizliden gizliye hayal etmek oluyor. Mesela ben yıllarca annemin bir gün gelip “Aslında sen bir cadısın.” demesini bekledim. Henüz ses çıkmadı ama benim hala umudum var.

Enteresan bilgiler:
- 3. sezon 15. bölümde Sabrina'nın doğum gününü öğreniyoruz: 22 Nisan 1981 (gün olarak benim doğum günümle aynı gün olduğundan tekrarlıyorum: Benim hala umudum var.)

- Britney Spears'ın konuk oyuncu olduğu bir bölüm var. Melissa Joan Hart da aynı dönemde Drive Me Crazy adlı filmde başrolde. Filmin tema müziği de Britney Spears'ın (You Drive Me) Crazy'si. Aynı şarkının klibinde Melissa Joan Hart oynuyor.

- Sabrina'nın sinir bozucu kuzeni Amanda'yı oynayan Emily Hart (Kendisini sevmediği insanları kavanoza kapattığı birinci sezon bölümünden de hatırlayabilirsiniz.) aslında Melissa Joan Hart'ın küçük kız kardeşi. Resimlerine bakmanızı özellikle tavsiye ederim. Zira, şu anda ablasının neredeyse ikizi olmuş durumda .

- Harvey'i oynayan Nate Richert şu anda müzik kariyerine devam etmekte. Lakin, şu anki fotoğraflarına bakmanızı tavsiye etmiyorum. Çünkü gençken yakışıklı olan herkesin, orta yaşlıyken de aynı şekilde olmayabileceğinin ayaklı kanıtı kendisi.



Son olarak, benim gibi hala cadı olduğunu öğrenme umudu olanları, buraya alalım.

13.4.10

Cadının Seyir Defteri: Bewitched

,


Bolahenk Sokak'ı makyajla boyadık, film afişleriyle süsledik, albümlerle donattık, Barcelona'ya taşıdık, dört bir yana sardunyalar ektik, en sonunda mükemmel tapasları mideye indirirken Sangria'ları da yanında yudumladık. Ben de bizim sokağa azıcık da doğa üstü ögeler eklemek görevini üzerime aldım ve ilk “Cadının Seyir Defteri” yazımla karşınızdayım. Peki nedir bu serinin amacı? Çocukluğundan beri eliyle ateş çıkarabileceğine, süpürgesine atlayıp uçup gidebileceğine, bir burun kıpırtısıyla ev, lise, aşk hayatında harikalar yaratabileceğine inanan ben ve benim gibi ayakları yerden fersah fersah uzaktakiler için bir seyir defteri hazırlamaya karar verdim. Sevdiğim, izlerken keyiften dört köşe olduğum, gizli gizli büyü yapma özlemimi canlandıran ne kadar dizi, film, kitap varsa bu seride karşınızda olacak. Hatta Bolahenk Sokak'ın diğer sakinleri de destek verirse ilerde bu seriye çeşitli büyü yapma teknikleri, tarot ipuçları ve kahve falı teknikleri bile ekleyebilirim. Dedim ya, her şey benim gibi aklı başka dünyalara çalışan iflah olmazlar için hazırlanacak.
Cadının Seyir Defteri'nde ilk konumuz, türün en kült örneklerinden biri, Bewitched. Bewitched'i bizim kuşak televizyonlardan yakalayamadı. Bizim Bewitched'den haberdar olmamız, annelerin “Bizim zamanımızda Samantha vardı. Burnunu kıpırdatıp herkese iyilik ederdi.” repliklerine denk düşüyor. Tabii bir de Filiz Akın'la çekilen muhteşem Yeşilçam uyarlaması da vardır ki, herkese tavsiye ederim, harika bir Türk sineması klasiğidir. Uzun yıllar sonra özel kanal yöneticileri konunun reyting getirdiğine karar vermiş olacak ki, Kanal D'de bir de “Sihirli Annem” versiyonunu hazırladılar. Ben nefret ede ede izlediğimi hatırlarım, demek ki o kadar çaresizce bekliyormuşum hocus pocus mevzusundaki dizileri.
Oysa Bewitched öyle bihaber olunacak bir dizi değil. 1964'te gösterilmeye başlanıp 1972'ye kadar da ABC tarafından çekimi devam ettirilen 8 sezonluk bir dizi. Sıradan bir erkek olan Darren Stephens'a (Dick York) aşık olup onunla evlenen cadı Samantha Stephens'ın (Elizabeth Montgomery) maceralarına tanık oluyoruz. Samantha cadı olduğunu Darren'a balayı esnasında söylüyor. Darren'sa karısını tek bir koşulda kabul ediyor: Cadılık tarafını bastıracak, sihir yapmayacak ve normal bir yaşam sürecek. Samantha kocasını o kadar seviyor ki bu şartı kabul ediyor ama tabii her bölümde olaylar öyle gelişiyor ki Samantha ne olursa olsun kendisini sihir yaparken buluyor.



Samantha'nın annesi Endora'nın (Agnes Moorehead) insan damadını hiçbir zaman kabullenmemesi ve ikiliyi ayırmak için bitmek bilmeyen bir çaba harcaması Samantha'nın işini zorlaştırırken, tüm bunların üzerine bir de Samanthanın meraklı komşusu Gladsy Kravitz'in (Alice Pearce, Sandra Gould) Samantha'nın normal olmadığına dair şüpheleri eklenince biz de diziyi 8 sezon boyunca mutlu mutlu izliyoruz.



Samantha ve Darren'ın evini gözetlerken, kusursuz bir orta sınıf Amerikan ailesini de izliyoruz aynı zamanda. Hani şu Tim Burton'ın takık olduğu, dışardan bakınca kusursuz görünen Amerika'nın rüya çekirdek aile modeli. Samantha'nın bu rüya ailenin içinde kabul görmesi içinse tek şart, kendi özelliklerinden vazgeçip, normal tanımlamasına dahil olması. Üstelik, bu konuda tek baskı da kocasından gelmiyor. Karşı komşusunun bitmek bilmeyen gözlemi altında olaildiğince normal görünmek zorunda. Günümüz Türkiye'sinde mahalle baskısı adıyla pek popülerleşen kavramın 60'lar Amerika versiyonu da diyebiliriz buna. Tabii Foucault yaklaşımlarıyla normalleştirmeye çalışan toplum ve panoptikon gözlem modelini de meseleye bağlayabiliriz.



Yapılacabilecek tonlarca teorik eleştiri bir yana, Samantha'nın neden yıllarca annelerin rüya kadını olduğunu anlamak pek de zor olmasa gerek. Tek bir burun hareketiyle ev işlerini yoluna koymak, çocuğa bakmak, kocayı memnun etmek aynı cadılık paketine dahil. Tabii Samantha'nın annesi Endora olmasa... Annemin favori karakteri Samantha olsa da ben kendi payıma Endora'yı tek geçiyorum. Dikkat ederseniz, her karakteri soyadlarıyla sıralarken bir tek Endora'nınkini yazmadım. Neden? Çünkü onun bir soyadı yok. Endora tek başına olan, güçlü ve norm dışı bir kadın. İnsanların kuralları onu bağlamıyor. Canı ne isterse onu yapıyor. Bu yüzden de onun soyadı Darren'ın asla anlayamayacağı, dile getiremeyeceği bir kelime. Endora tek başına Endora. Onun babadan kalma soyadına ihtiyacı yok. 8 sezon boyunca da Endora'nın kızını geleneksel hayattan kurtarma çabalarına tanık oluyoruz. Dizi bir yandan ev kadınlarına pembe rüyalar sunarken, bir yandan da bu rüyaların altını oymuş oluyor böylece. Sanırım diziyi kült haline getiren en önemli etken de bu çok katmanlılığı.

Trivia:
Samantha'nın burnunu oynattığı efsane harekette, aslında yalnızca üst dudak oynatılıyor. Böylece burun da oynuyormuş gibi görünürken arkadan eklenen müzik efektiyle sihir yapım aşaması tamamlanıyor.
Dizideki dişi cadıların adları “A”yla bitiyor.
Helen Hunt ve Jodie Foster, Samantha ve Darren'ın bebeği Tabitha için düşünülen ilk oyuncular.
Samantha'nın esas soyadı 8 sezonluk seri boyunca hiç söylenmiyor.
Samantha ve Endora'nın adları İncil'den alınma (Witch of Endor (I Samuel 28) )





İzlemek isteyenler buraya bakabilir
 

BOLAHENK SOKAK Copyright © 2011 | Template design by O Pregador | Powered by Blogger Templates