17.1.11

Londra'da Bir Bolahenk Sokaklı: Bölüm 1

,
Bir süredir blog yazılarına ara vermek zorunda kalmıştım. Tez ve iş gibi mühim sebepler dışında diğer bir hayırlı sebepse bir aylık uzun bir Londra gezisi yapmış olmamdı. Bu Londra’ya ikinci gidişim olduğundan ve ilk gidişimde neredeyse tüm turistik atraksiyonları birer birer keşfetme olanağı bulduğumdan, bu gezim biraz daha farklıydı. Öncelikle bu defa mükemmel bir rehberim vardı ki sayesinde Londra’ya tatile giden değil de bizzat orada yaşayan birinin neler yaptığı, rehber kitaplarda yazmayan ne gibi mekanlarda vakit geçirdiği, adetler, alışkanlıklar vs. gibi unsurları birinci elden keşfetme imkanı buldum. Üstelik tatilim Christmas ve yılbaşına da denk geldiğinden usulünce bir İngiliz Christmas’ı geçirmiş oldum. Londra’ya kısa süreliğine gidecek olanlar için şipşak rehber yazısı ucucaparklar’dan gelecek. Bu yazıdan itibaren başlayan seriyle ben de Londra’da keşfettiğim yerleri bir bir tüm detaylarıyla paylaşacağım.

BRIXTON
Hemen aklımızda çalan şarkı, Guns of Brixton. Haliyle bir ayımı burada geçirmeden önce aklıma gelen olasılıkların tek sorumlusu da yine aynı şarkı. Halbuki Brixton geçtiğimiz ay içersinde benim favori mekanlarımdan birisi oldu. Kabul ediyorum ki Nothing Hill gibi şık ve gösterişli değil, fakat gidilecek doğru mekanları bilince son derece eğlenceli bir yer haline geliyor. Guns of Brixton şarkısının kafamda yarattığı imajın aksine bir ay boyunca sadece tek bir kez polis barikatına tanıklık ettim ki bu da şansa denk geldi. Yirmi dakikada bir polis sireni duymanız ya da adım başı uyuşturucu satıcılarına denk gelmeniz Brixton’ın alışıldıklarından olsa da bir süre sonra tüm bunları olağan karşılamaya başladım. Serinin ilk yazısında da Brixton’a yolu düşenler nereye gitmeli, ne yapmalı teker teker sıralayacağım.

Brixton Market

Envai çeşit manavdan kasaba istediğiniz her şeyi bulabilecek olmanızın yanı sıra minik kafeleri ve mükemmel lezzetler sunan restoranlarıyla Brixton Market şaşırtıcı bir yer. Karnınız çok açken ve fazla da para harcamak istemiyorken birden kendinizi mini mini bir İtalyan restoranında bulabiliyorsunuz. Envai çeşit Afrika yemeğinin servis edildiği ufak restoranlar, küçük Fransız kafelerinin hemen yanında duruyor. Seçeneğiniz çok, üstelik Brixton’ın daha düşük bütçelere hitap etmesi dolayısıyla çılgınca paralar harcamadan olabildiğince çok seçeneğe ulaşabiliyorsunuz. Kimi zaman kafelerde düzenlenen küçük konserlerle de sadece yeme-içme anında değil, eğlencede de Brixton Market güzel bir alternatif oluşturuyor.

The Effra Hall
The Effra Hall, Londra’da en çok sevdiğim mekan oluverdi. Sebebi ise cuma ve cumartesi akşamları dışında her akşam bir jazz grubuna ev sahipliği yapması. Siz mutlu mutlu biranızı yudumlarken en fazla iki metre ötenizde muhteşem bir konser veriliyor. Üstelik mekanın kendisi, arka bahçesi vs. de çok sevimli olduğundan gittikçe bir kez daha gitmek istedim, sonuçta da amacıma ulaştım. Size tavsiyem buraya özellikle en azından bir akşamınızı ayırmanız. Canlı jazz dinlerken keyfine bakmak isteyenler için mükemmel bir seçenek.

The Rest Is Noise
Bu pek güzel mekan adını Alex Ross’un The Rest Is Noise adlı kitabından alıyor. İster yemek yiyin, ister bir şeyler içmeye gidin, isterseniz de dans etmeye gidin… Mekanın içi oldukça geniş olduğundan her şeye bolca yer var. Bizim gittiğimiz iki akşamda da dj vardı, bir defasında kendimi reggae yaparken buldum ve normalde tek bir dans figürü bile beceremeyen bir insan olduğumdan içimdeki gizli reggae yeteneğinin ortaya çıkışını mekana bağladım. Bazı akşamlar çok kalabalık olabiliyor ama biz her gidişimizde fazlasıyla eğlendik. Zaten Brixton’da yarım saat dolaşınca ilk dikkati çeken yerlerden biri olduğundan, metro istasyonundan düz yürü, yirmi metre ilerde gibi bir tarifi de olduğundan gözünüze ilişecektir.


Asmara Restaurant
Burası bizim coğrafyamızca pek bilinmeyen, Afrika’da yer alan Eritrea ülkesinin yemeklerini sunuyor. Hatta adını da Eritrea’nın başkentinden Asmara’dan alıyor. Daha önce hiç Afrika yemeği yemediğimden buraya giderken bayağı heyecanlıydım. Nitekim heyecanıma değdi. Spesyallerden birini the injerra’yı söylemeye karar verdik. Lavaşın üzerine koyulan değişik şekillerde pişirilmiş etleri, tavukları, sebzeleri ve yumurtayı lavaştan küçük parçalar kopartarak elinizle yiyorsunuz. Bitirdiğinizde ise tıka basa doymuş oluyorsunuz. Üstelik çok da lezzetli. Ardından da Eritrea kahvesi söylüyorsunuz. Kahve yanında patlamış mısırla getiriliyor. Kahvenin de rahatlıkla şu ana dek içtiğim en lezzetli kahve olduğunu söyleyebilirim. Kısaca Brixton’a yolunuz düşerse mutlaka gitmek isteyeceğiniz mekanlardan birisi Asmara Restaurant.

Bir sonraki yazımda Bolahenk Sokak’ın Christmas izlenimleriyle karşınızda olacağım.

6 yorum to “Londra'da Bir Bolahenk Sokaklı: Bölüm 1”

  • 17.1.11
    sibel says:

    aaay çok gitmek istedim birden şimaaaa! bir dahakine de beraber gidelim! hayal kurmak beleşe nasıl olsa :-/

  • 18.1.11

    :) gidelim yavrum, bakarsın oluverir. ayrıca daha önce yapmadığımız şey de değil hani, hatırlatırım :)

  • 18.1.11
    lalbilgin says:

    Şima neden ben göremedim bu anlattıklarını.... İşte benim kızım... Ne de tatlı tatlı anlatır...

  • 18.1.11

    Guy olmasa ben de göremeyecektim zaten. İyi bir rehberim vardı :). Bir sonrakine Sibel, sen, ben gideriz artık :)

  • 18.1.11
    ucucaparklar says:

    yazı süper süper!
    eline sağlık dasti.

  • 19.1.11

    :) teşekkür ederim efenim. yazının tamamlayıcı versiyonu ellerinizden öper ;)

 

BOLAHENK SOKAK Copyright © 2011 | Template design by O Pregador | Powered by Blogger Templates