21.5.10

yağlı ciltler için cilt bakımı önerileri

,
hepimizin çok yoğun olduğu şu günlerde, blogu boş bırakmamak adına kolları sıvadım ve mesai saatleri içinde bu yazıyı yazmaya karar verdim.

cildimin ve saçlarımın yağlılığından ne kadar çektiğimi yakınımda olan herkes bilir. gün ortasında parlayan bir burun, pörtleyen sivilceler ve siyah noktalar lise yıllarından itibaren yakamı bırakmıyordu, ta ki roacuttane kullanana kadar. bu ilaç hakkında çok ayrıntılı bir şey yazmayacağım, çünkü doktor kontrolünde uygulanması gereken bir tedavi hakkında kimseyi yanlış yönlendirmek istemem. yalnız şu anki cilt bakımı rutinimi roacuttane kullandığım dönemde edindiğimi belirteyim. ondan önce cildimi bu kadar düzenli temizlemediğimi, mütemadiyen makyajlı uyuduğumu da itiraf edeyim. yaklaşık 2,5 yıldır her sabah ve akşam cildimi düzgünce temizlemeye özen gösteriyorum. ilaç tedavisiyle birlikte siyah nokta ve sivilceden neredeyse tamamen kurtuldum, ancak geniş gözenek ve parlama problemi devam ediyor. mevcut cilt bakım rutinimi bu problemleri minimize etmek açısından başarılı bulduğum için burada da paylaşmak istedim.

bahsedeceklerimin bana iyi gelen ürünler olduğunu, yazdıklarımın kişisel görüşlerimi içerdiğini, herkesin cildinin farklı olduğunu ve her ürünün farklı insanlarda farklı sonuçlar doğurabileceğini hatırlatayım. çok uzatmadan da ürünlere geçeyim:


avéne cleanance temizleme jelini dermatoloğumun tavsiyesiyle kullanmaya başladım. şu an 2buçukuncu şişemdeyim (bir tane bitirdim, yarım şişe de annemin evinde var). bence süper temizliyor, sivilce ve siyah nokta oluşumunu önlüyor, yağlanmayı geciktiriyor. sabun içermediği için çok fazla köpürmüyor, kokusu da yok. birçok eczanede bulabilirsiniz, fiyatı sanırım 32 tl. dermo-kozmetik kategorisinde avéne’e denk düşen bir marka olan la roche posay'i de birçok kişi severek kullanıyor. avéne ve la roche posay ile ilgili karşılaştırmalı süper-düper yazılar için gizemel’in bloguna bakabilirsiniz. ben la roche posay effaclar’ın deneme boyunu kullandım ama bana çok iyi gelmedi, dediğim gibi yorumlar kişiden kişiye değişebilir.

tonik olarak birçok blogda görebileceğiniz the body shop’un seaweed serisinin toniğini kullanıyorum. aslında tea tree oil serisinin kullandığım sırada suratımda çıkan devasa sivilcelerden sonra tbs’nin cilt bakım ürünlerini bir daha kullanmamaya yemin etmiştim. ancak bloglardaki olumlu yorumları okuyunca serinin nemlendiricisini (matlaştırıcı gündüz kremi) ve kil maskesini aldım, nemlendiriciden memnun kalınca birkaç gün sonra gidip gözenek sıkılaştırıcı jelini (pore perfector) ve toniğini de aldım. gözenek sıkılaştırıcı jel bence tamamen etkisiz eleman, hiçbir işe yaramıyor. clinique’in pore minimizer instant perfector’ının yanından bile geçemez (başka bir yazıda bundan da bahsedeceğim). kil maskesinden en başta memnundum, sonraları biraz iritasyon yaptı, yüzümü yakmaya başladı, ben de onu bırakıp lush’ın maskelerine geçtim (maske yazımda bu bahsettiklerime yer vereceğim). nemlendiricisini yakın zamana kadar kullanıyordum ve memnundum, gerçi son derece hafif olsa da iddia ettiği gibi bir matlaştırıcı etkisini görmedim. benim yüzüm her koşulda parlıyor ama bu nemlendiriciyi kullanınca bu parlama biraz daha geç yaşanıyor, o yüzden severek kullanıyordum ancak yaz için daha hafif bir ürün kullanmaya karar verdim.

seaweed serisinin ürünlerini the body shop’un 2 al 1 öde dönemlerinde alırsanız her bir ürün yaklaşık 15-16 tl’ye geliyor, indirimsiz halleri 33 tl civarında. bence indirime denk getirmek en mantıklısı, tonikte ilk iki şişemi 2 al 1 öde dönemlerine denk getirmiştim, üçüncü şişeyi de birkaç gün önce 19 mayıs indiriminden aldım (bu kampanya 23 mayıs’a kadar devam ediyor). yani sık sık indirime giren bir seri bu.

şu an kullandığım nemlendirici
sarıkız’ın doğal madensuyu spreyi (bendeki bu fotoğraftakinden biraz daha küçük). bu sprey aslında insanların gün içinde kuruluk hissettiklerinde yüzlerine fısfıslatmaları için üretilmiş bir şey sanırım. the body shop’un e vitamini serisinde ve la roche posay’de buna benzer ürünler bulunuyor.
ben bunu bildiğiniz temizleyici-tonik-nemlendirici düzeninin üçüncü adımı olarak kullanıyorum, cildim zaten yağlı olduğu için bana yetiyor. cildi gerçekten yağlı olmayanlar bu şekilde kullanırlarsa bence yeterli olmayacaktır, ancak bahsettiğim gibi “çantaya at çık-yüzünü nemlendirme ihtiyacı hissettiğinde sık” şeklinde kullanabilirler. ben inanılmaz memnunum çünkü çok hafif olduğu için yüzümü hiç parlatmıyor ve cildime iyi geldiğini hissediyorum. belli dönemlerde tek tük de olsa çıkan ufak sivilcelerim sarıkız’ın maden suyu spreyini kullanmaya başladığımdan beri ortalarda yok, tahtalara vuralım. bana annem aldığı için fiyatından emin değilim ama çok uygun olduğunu biliyorum, birçok parfümeride de bulabilirsiniz. Bu arada sarıkız’ın saç spreyleri, saç serumları filan da var, onlardan da bahsedeceğim daha sonra.


göz çevresi için de yine the body shop’ın c vitamini serisinin eye reviver’ini kullanıyorum. bence herhangi bir artısı veya eksisi olmayan bir göz kremi. gözlerdeki yorgunluğu silip canlandırma gibi bir iddiası var, bende böyle bir etkisi olmadı. bir faydasını veya zararını görmedim, bitene kadar kullanacağım. fiyatı 30 tl civarıydı. yine indirim döneminde alırsanız yarı fiyatına denk getirebilirsiniz.


dudak nemlendiricisi olarak gündüz watsons’ın magic lip balm’ını kullanıyorum. nemlendirmesi şahane, güneş koruması var (spf 25), hem de dudağınıza sürdükten sonra pembeleşiyor. bende nivea’nın balmumundan bozma nemlendiricileri bile renksiz duruyordu ama bu hafif ve doğal bir pembelik veriyor. bolahenk sokağın tüm bayan yazarları da bu dudak nemlendiricisi kullanıyor bu arada :) akşam da ya vazelin sürüyorum, ya da sebamed lip defense’ini kullanıyorum. sebamed sanki watsons’ınki kadar nemlendirmiyor. yine de hafif bir nemlendirme isteyenler eczanelerden 3-4 tl gibi bir fiyata satın alabilirler.

önümüzdeki günlerde hem yağlı ciltler için kullanabileceğiniz maskelerden hem de yağlı saçlar için kullanabileceğiniz birkaç üründen bahsedeceğim
.

11.5.10

ucucaparklar makyaj: maybelline köpük allıklar (dream mousse blushes)

,

zaman zaman makyaj süremi kısa tutmak için vakit alan işlemleri atlıyorum. arkadaşlarımla dışarı çıkacaksam, ya da haftasonuysa ve acelem yoksa daha ayrıntılı, farlı-rimel bazlı makyajlar yapabiliyorum. ama işe gideceğim günler uykumdan feragat edip ayna karşısında uzun süre oyalanamıyorum. böyle zamanlarda kullanımı kolay ürünler hayat kurtarıcı oluyor. krem allıkların birsürü insanın gözünü korkuttuğunu bliyorum, bana göreyse inanılmaz pratik ürünler. maybelline'in köpük allıkları hem görece uygun fiyatları hem de hemen hemen her kozmetik dükkanında bulunabilmeleri açısından benim en çok tercih ettiğim allıklar arasında yer alıyor.


krem veya köpük formdaki allıkları kullanmanın en büyük kolaylığı fırça kullanmak zorunda olmamanız. elbette mac187 ya da sigma ss187 tarzı bir fırçayla da sürebilirsiniz. bense parmağıma az bir miktar alıp elmacık kemiklerimden şakaklarına doğru noktacıklar halinde dokunuyorum, sonra da bu noktacıkları dağıtıyorum. eğer fırçayla kullanacaksanız bir miktarı elinizin arka tarafına sürüp fırçaya oradan almanızı öneririm, allıkların ağzı fırçaya almak için biraz dar. bazı krem allıklar benim gibi yağlı cildi olanlarda hiç kalıcı olmayabiliyor, maybelline'inkiler köpük formda olduğu için böyle bir problem yok. "sabah sürüyorum, akşama kadar hiç bozulmuyor" diyemem elbette, ama fiyatına göre kalıcılığı gayet iyi.

swatchlar:

bende iki rengi var: plum ve mauve. plum rengini makyaj çantamdan neredeyse hiç çıkarmıyorum. bunun birinci sebebi yanımda bir de fırça taşımama gerek kalmıyor. ikincisi de plum koyu tenlilerde çok doğal duruyor, üstelik hemen hemen her göz-dudak makyajıyla uyum sağlayabiliyor. 22 tl'ye almıştım, en çok kullandığım allığım olmasına rağmen 6 ayda yarısına bile gelemedim. (watsons'daki anneler günü indiriminde %50 indirimde görünce bir tane daha alıp yedekledim, ne zaman sıra gelecek bilmiyorum)

birçok insanın aksine allıkta pembe rengi çok tercih etmiyorum, mauve'u da çok emin olmadan almıştım ama çok sevdim, şimdi yaz geldiği için daha sık kullanmayı planlıyorum.


maybelline köpük allıkların açık tenlilere en çok yakışacak rengi peach satin bence. cilde sıcaklık veren çok hoş bir rengi var. ben koyu tenli olduğum için almadım ama açık tenliyseniz bu renge bakmanızı öneririm.


bir de küçük uyarı: pudranın üzerinde kesinlikle hoş durmuyorlar, pudrasız dışarı çıkmayanlardansanız köpük allıkları boşverin.

tezgahtaki yazılar: yağlı ciltler için cilt bakım önerileri, rimel dosyası, 2 lush maske karşılaştırması, flormar allıklar, mac-inglot-elf jel eyeliner karşılaştırması

9.5.10

the melancholy death of oyster boy

,

son günlerde alice in wonderland filmi vesilesiyle tim burton adını sıklıkla duyar olduk. beetlejuice, charlie and the chocolate factory, big fish, batman returns ve corpse bride filmlerinin yönetmeni ve elbette nightmare before christmas’ın yaratıcısı olarak tanıdığımız tim burton “the melancholy death of oyster boy & other stories”de yazar koltuğuna oturuyor. kitabın adı bir öykü derlemesiyle karşı karşıya olduğumuzu düşündürse de the melancholy death of oyster boy bir şiir kitabı. burton bu kitaptaki şiirlerinde birbirinden tuhaf çocukların öykülerini anlatıyor okura. filmlerinin bu kadar sevilmesine yol açan his bu şiirlerin içinde de gizli. çocuksu, ama hiç de iyimser olmayan, basit gözüken ama son derece karmaşık, dünyamızın çok uzağında ama bir yandan da bize çok çok yakın şiirler bunlar. the melancholy death of oyster boy ancak “şeylere” çok daha başka bir yerden bakan ve o çarpık bakışı izleyicisine yansıtmayı başaran bir adamın elinden çıkabilecek bir kitap.


dark house comics kitaptaki şiir ve ilüstrasyonlardan esinlenerek bazı karakterlerin oyuncaklarını bile yapmış. benim favorilerim toxic boy ve robot boy.
burton’ın şiirlerini türkçe okumak isteyenler “the melancholy death of oyster boy”un altıkırkbeş tarafından “istiridye çocuğun hüzünlü ölümü” adıyla yayınlanan çevirisine bakabilirler. ingilizceden okumak isteyenler ise pandora kitabevine, robinson crusoe’ya veya şu siteye uğrayabilirler.

ricky martin’den la vida loca ve u2’dan sunday bloody sunday eşliğinde yazdığım bu yazıya kitabın en sevdiğim şiiriyle son vereyim:


Oyster Boy Steps Out
For Halloween,
Oyster Boy decided to go as a human.

3.5.10

Cadının Seyir Defteri: Sabrina

,

Sabrina'yı hatırlayanları bir adım öne alalım şimdi. Okuldan eve dönülür, forma çıkartılıp tercihen yatağın üzerine atılır, ödevler ertelenir ve hevesle televizyon başına geçilip Sabrina beklenmeye başlanır. Önce ayna karşısında tek bir parmak hareketiyle kıyafet değiştiren Sabrina (Melissa Joan Hart), sonra konuşan kedi Salem (Nick Bakay), sonra Sabrina'nın afacan halaları Hilda (Caroline Rhea) ve Zelda (Beth Broderickson) son olarak da iç çekerek beklenen Harvey'nin (Nate Richert) görünmesiyle dünyamız değişir, hayat bir saatliğine büyülü bir diyara dönüşür.

Hafızalarımız tazelendiyse, detaylara geçelim o halde. Bizim coğrafyamızda Genç Cadı Sabrina olarak izlediğimiz, orijinal adıyla Sabrina The Teenage Witch, esasen Archie'nin yayınladığı bir çizgi roman serisi. ABC'de dört sezon, WB'de üç sezon yayınlanarak, toplamda yedi sezon çekilen dizi, ergenlik çağında bir kızın 16 yaşına bastığı gün cadı olduğunu öğrenmesi ve bir yandan gündelik lise sorunlarıyla baş etmeye çalışırken, bir yandan da cadı güçlerini öğrenmeye çalışmasını konu ediniyor.
Önce unutulmaz dizi Clarissa'dan tanıyıp sahiplendiğimiz, sonra da Sabrina rolüyle ergenlik yıllarımızın merkezine oturan Melissa Joan Hart, 16 yaşındaki Sabrina'yı oynamaya başladığında aslında 20 yaşında. “Kimse gerçekte kaç yaşında olduğuma inanmıyor. Etrafta dolaşıp ekipten insanlardan yaşımı tahmin etmelerini istedim, birçoğu 16-18 dedi. Ama buna fazla takılmıyorum. Genç göstermek benim avantajım.” diyor Hart dizi yayınlanırken verdiği röpörtajlardan birinde. 1976 doğumlu yıldız şu an hala aynı avantajdan yararlanıyor mu bilinmez ama ben o zamanlar 20 yaşında olduğunu öğrenip bayağı şaşırdığımı hatırlarım.
ABC yapımcılarından Jeff Bader, Sabrina'nın başarısını iki unsura bağlıyor. “Her çocuk büyüye bayılır. Melissa'nın da Clarissa günlerinden kalma büyük bir hayran kitlesi var.”
Kısaca formül hazır. Hali hazırda var olan genç hayran kitleli bir yıldızı alıp, bir cadı dizisinin içine oturtuyorsunuz ve çark dönmeye başlıyor.
Hart ona televizyonda başarı getiren iki rolünü karşılaştırıyor. “Clarissa çok güçlü, kendinden emin ve her şeyin üstesinden gelebilecek bir kız. Sabrina ise kafası karışık, sinirli ve yerini bulmaya çalışan bir kız. Ortak mesajları ise şu: Kendinden ödün verme.”
Sabrina'yı köken olarak iki ayrı uca bağlamak mümkün. Bunlardan biri, Bewitched. Hatta kimi eleştirmenlerce, Samantha'nın 90'lar versiyonu olarak tanımlanıyor (Dizi için araştırma yaparken, Samantha ve Darren'ın kızları Tabitha için de benzer ergenlik çağındaki cadı formatında bir dizi çekildiği, fakat dizinin tutmadığını öğrendim). Diğer uçsa, Clueless gibi lise gençlik dizileri. Dizinin genel gidişatına baktığımızda da bu iki ucun başarıyla birleştirildiğini görüyoruz. Sabrina bir yandan lisedeki rakibi Libby (Jenna Leigh Green) ile baş etmeye çalışıp, okulun yakışıklısı Harvey'nin gönlünü çelmeye çalışırken, bir yandan da uçarı halası Hilda ve sorumluluğun sesi diğer halası Zelda ile iyi geçinip, bir zamanlar dünyayı ele geçirmeye çalıştığı için kediye dönüştürülerek cezalandırılan Salem'e göz kulak olmak zorunda.

Formül başarılı, insanlar güzel, konu da cadılı büyülü olunca bize düşen de diziyi hayran hayran izleyip, Sabrina olabileceğimiz günleri gizliden gizliye hayal etmek oluyor. Mesela ben yıllarca annemin bir gün gelip “Aslında sen bir cadısın.” demesini bekledim. Henüz ses çıkmadı ama benim hala umudum var.

Enteresan bilgiler:
- 3. sezon 15. bölümde Sabrina'nın doğum gününü öğreniyoruz: 22 Nisan 1981 (gün olarak benim doğum günümle aynı gün olduğundan tekrarlıyorum: Benim hala umudum var.)

- Britney Spears'ın konuk oyuncu olduğu bir bölüm var. Melissa Joan Hart da aynı dönemde Drive Me Crazy adlı filmde başrolde. Filmin tema müziği de Britney Spears'ın (You Drive Me) Crazy'si. Aynı şarkının klibinde Melissa Joan Hart oynuyor.

- Sabrina'nın sinir bozucu kuzeni Amanda'yı oynayan Emily Hart (Kendisini sevmediği insanları kavanoza kapattığı birinci sezon bölümünden de hatırlayabilirsiniz.) aslında Melissa Joan Hart'ın küçük kız kardeşi. Resimlerine bakmanızı özellikle tavsiye ederim. Zira, şu anda ablasının neredeyse ikizi olmuş durumda .

- Harvey'i oynayan Nate Richert şu anda müzik kariyerine devam etmekte. Lakin, şu anki fotoğraflarına bakmanızı tavsiye etmiyorum. Çünkü gençken yakışıklı olan herkesin, orta yaşlıyken de aynı şekilde olmayabileceğinin ayaklı kanıtı kendisi.



Son olarak, benim gibi hala cadı olduğunu öğrenme umudu olanları, buraya alalım.

2.5.10

Bright Star / Parlak Yıldız: Dolaylı da Olsa Çok Başarılı Bir John Keats Portresi

,

Son zamanlarda izlediğim birkaç filmle ilgili küçük notlar hazırlamak niyetindeyken bu filmlerden biri olan
Bright Star'ın, yani Parlak Yıldız'ın geçtiğimiz cuma Türkiye'de gösterime girdiğini öğrendim biraz önce. Bu da planladığım yazıyı tamamen değiştirmiş oldu ama Bright Star o kadar güzel bir film ki, onun uğruna şu an diğer filmleri (aralarında Control olsa bile) feda ettiğim gerçeği canımı gerçekten hiç sıkmıyor, aksine filmi sinemada izlemediğime yanıyorum sadece.
Sanırım filmle ilgili ilk söylenmesi gereken son birkaç senedir -romantize edilmiş öykülerin daha çok ilgi çekeceğinin düşünülmesinden dolayı olsa gerek- özellikle popüler Amerikan sineması ve edebiyatında karşımıza çıkan, sadece merkezde olan figürün uğraşından değil de sevdiceğiyle olan ilişkisi üzerinden uğraşı üzerine odaklanmış ürünlerden biri olduğu. Ancak, bu film izleyicisini, aralarında 2007 yapımı
Becoming Jane'in ve geçtiğimiz sene sonunda film uyarlamasının da gösterime girdiği 2003 tarihli Audrey Niffenegger romanı The Time Traveler's Wife'ın da olduğu bu edebiyat ve sinema eserlerinden çok daha farklı bir yere taşıyor. Öncelikle, Sylvia ile ilgili yazımda da üzerinde durmaya çalıştığım biyografik ürünlerin malzeme edindiği figürden bağımsız varolması gerekip gerekmediği sorusunun cevabını olumlu varsayarak yola çıkıyor. Yani Bright Star John Keats'in edebi mirası üzerinden bir ilişki portresi tutturma ve izleyicinin sempatisini yakalama çabasında hiç değil, bunu da size her sahnesinde hissettiriyor. Hatta çoğu zaman -filmin John Keats metinleriyle bir olduğu sahnelerde bile- size John Keats'in hayatının 3 yılına dair bir film izlediğinizi bile unutturuyor. Ancak bunun "neden", "nasıl" ve "acaba böyle mi olmalıdır" kısmına bakmadan sanırım filmle ilgili biraz bilgi vermek, henüz izlememiş olanlar için söylediklerimi takip etmek açısından gerekli olacak.


Film Romantik akımın önde gelen 19. yüzyıl şairlerinden John Keats'in Fanny Brawne'le ne yazık ki Keats'in sadece 25 yaşındaki ölümüyle son bulan ilişkisini anlatıyor. Keats, her ne kadar günümüz İngiliz edebiyatı eleştirmenleri tarafından yere göğe sığdırılamasa ve hakkında Tennyson ve Owen'ın şiirini çok etkilediği üzerine methiyeler düzülse de, yazdığı dönem içinde iyi eleştiriler alamamış, hayatını çoğunlukla arkadaşlarının yardımıyla idame ettirmiş bir şair. Dolayısıyla hiçbir zaman maddi geliri dönem toplumunda bir kadınla resmi bir ilişki yürütmesine, yani evlenmesine yeterli olmamış. Tahmin edebileceğiniz üzere de adını Keats'in Brawne'a yazdığı bir şiirden alan Bright Star, bu çiftin birlikte olamama hikayesi aslında. Bu özet sizde çok iç karartıcı bir film, bir tür melodram izleyeceğiniz beklentisini doğurmasın, nitekim birazdan sayacağım, filmi sadece bir biyografik-dönem filmi olmaktan öteye taşıyan bir çok özellik ve çiftin biraraya gelme öyküsünün fazlaca romantize edilmeden, benzer geçmişlerinin ve hayat beklentilerinin biraya getirdiği
iki birey portresi çizerek çok doğal bir şekilde anlatılması, filmi ele aldığı hikayenin trajik içeriğine rağmen çok karamsar bir film olmaktan kurtarıyor. Nihayetinde bu film mutsuz sonu bir yana, son zamanlarda izlediğim en iyi romantik olmak için çırpınmadan masum bir romantizm tutturabilen aşk filmi kısacası.


Filmi tarif etmeye çalıştığım bu başarıya ulaştıran özelliklere gelince..Öncelikle, filmin üzerinde çok çalışıldığı ve sahneler arasındaki geçişlerde tonun bozulmaması için çok temkinli davranıldığı her sahnesinden belli olan çok çok iyi bir senaryosu var. Asla hiçbir sahnesi sizi sıkmıyor, her sahnenin filmin bütünlüğü için gerekli olduğunu mutlaka hissettiriyor. Bu açıdan filmin ilerleyiş hızı da hikayesine çok uygun.
I'm Not There ve Perfume : The Story of a Murderer'daki oyunculuklarıyla internette ismini, filmograsini arayıp her seferinde adını yine unuttuğum Ben Wisham bu film sonrası pek unutulabilir gibi değil. Yine filmin tonu gibi çok yalın ama çok başarılı bir performansı var. Fakat, bu filmin starı, adının da ima ettiği gibi Fanny Brawne rolüyle 82 doğumlu Abbie Cornish. Vanity Fair'in "önümüzdeki on yılın gelecek vadeden yıldızları" sayısında Kristen Stewart ve Carey Mulligan ile kapağı paylaşan Cornish'in filmdeki performansı size kendisinden daha önce haberdar olmadığınız için kendinizi kötü hissettirecek kadar iyi. Komik biliyorum ama benim "güzel ağlayan" oyunculara dair bir zaafım vardır, Meryl Streep'i, Leonardo DiCaprio'yu ve Natalie Portman'ı biraz da bu yüzden çok severim itiraf edeyim, Abbie Cornish o "listede" Meryl Streep'le yarışacak kadar iyi. Rolünün içinde en az Meryl Streep kadar kaybolduğunu hissetmemeniz mümkün değil, gözlerinden, her ifadesinden, jestinden duygu fışkırıyor. Dolayısıyla Keats'in şiirlerine ilham kaynağı olan Fanny Brawne imgesini ekranda çok iyi yaşatıyor, ondan başkasını o rolde düşünemiyorsunuz. Son olarak, film yazımın başında da söylediğim gibi Keats'in mirasına hiç ihtiyaç durmadan da tüm bu saydıklarım, yani senaryosu, tonu ve çok başarılı performansları sayesinde, ayakta dimdik duruyor. Bunun üzerine, ihtiyacı olmamasına rağmen, çok başarılı yansıttığı durumların sizi en çok etkileyecek, içinizi parça parça edecek olanlarını da Keats'in şiirleriyle süslüyor. Daha ne ister ki insan bir filmden? Bana Keats'le ilgili şiir ve metin analizi derslerinde "Bunu da bilmek lazım." diyerek ödev niyetine okuduğum Ode on a Grecian Urn'den daha fazlasını okumam gerektiğini bile hissettirdi. Romantik şiiri az çok bilenler bunun çok büyük bir iltifat olduğuna dair benimle hem fikir olacaktır diye tahmin ediyorum :)
 

BOLAHENK SOKAK Copyright © 2011 | Template design by O Pregador | Powered by Blogger Templates